Tokattan.net | Tokat'tan Dünyaya...: Söyleşi Tokattan.net | Tokat'tan Dünyaya...: Söyleşi

Responsive Ad Slot

Söyleşi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Söyleşi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Bir Ustanın Anısına "Çakır Usta"

Hiç yorum yok
Tokattan.net | Bir Ustanın Anısına Çakır Usta
B
ir kişinin hayatı, aslında bir şehrin, bir toplumun ve o toplumun kültürünün hikayesidir. 1993 yılında vefat ettiğinde geriye, "Müdür Beyin Yeşil Kürkü" ve "Abum Abum" türküleri başta olmak üzere hem türkü, hem öykü, hem de fıkra olarak çok sayıda eser bırakan büyük ustayı tanıtmak için Facebook'ta “ÇAKIR USTA VE OĞULLARI SAYFASI”  adıyla bir grup kuran Çakır Usta’nın torunu Kemal KAYA ile dedesi Çakır Usta ve yaşadığı döneme dair bir söyleşi yaptık...

Reşadiye yöresinin en önemli folklor potansiyelini oluşturan köylerin başında Büşürüm gelir. Reşadiye folklorunun büyük ismi Çakır Usta bu köydendir. Çakır Usta, hem sanatkâr kişiliği, meddahları andıran mukallitliği, hoş sohbeti, iyi birer usta olan çocuklarıyla unutulmayanlar arasındaki yerini almıştır.

1993 yılında öldüğünde geriye, hem türkü, hem öykü, hem de fıkra olarak çok sayıda eser bırakan büyük ustayı tanıtmak için Facebook'ta “ÇAKIR USTA VE OĞULLARI SAYFASI ” açan Çakır Usta’nın torunu Kemal KAYA ile dedesi Çakır Usta ve yaşadığı döneme dair yaptığımız söyleşi sizlerle...

Hasan AÇIKEL Kemal Bey, öncelikle sizi tanıyalım kısaca…
Kemal KAYA : Çakır Usta'nın torunuyum, Saffet KAYA'nın oğluyum. 1975 Tokat, Reşadiye’de doğdum. İlk ve ortaokulu Büşürüm’de, lise Reşadiye Endüstri Meslek Lisesinde okudum. Eskişehir A.Ö.F. Kamu Yönetimi lisans bölümü mezunuyum. Şimdilerde bir fabrikada teknisyen olarak çalışıyorum.

Hasan AÇIKEL Kemal Bey, sözü uzatmadan dedeniz Çakır Usta'yı sorsak size…
Kemal KAYA : Kısaca tanıtmamı isterseniz bence tek kelimeyle "Adamdı" O derim...1910 - 1993 arasında Tokat, Reşadiye, Büşürüm'de yaşamış. Çok küçük yaşlardan beri karadeniz yöresinde, özellikle; Tokat ilçeleri ve köyleri, BaşçiftlikBereketliBozcalı İskefsür köyleri, Ordu, Aybastı yöresinde mehterlik yapmıştır. Çaldığı ezgiler ve yakışıklılığıyla tüm yörenin aranılan zurnacısı olmuştur Çakır Usta. Sanatının yanı sıra edebi ve nükteliği bir kişiliği de sahiptir, Çakır Usta. Gerek güzel zurna çalması gerekse hoş sohbetiyle tüm yörede sevilen ve aranılan bir mehterdir. Dini bilgisiyle de imamlara taş çıkartırmış eyvallah:) O, gelmeyince gelin gitmek istemezmiş genç kızlar. Düğün tarihlerini çakır ustanın programına göre ayarlarlarmış.

Hasan AÇIKEL Kemal Bey, dedeniz Çakır Usta ismi nerden gelir asıl adı Kamil KAYA bildiğimiz kadarıyla…
Kemal KAYA : Gözleri renkli olduğu için Çakır demişler… Çocukluktan beri o isimle anılmış. Sonraları meslekte ustalaşınca Çakır Usta demişler. Malum hala bazı fiziksel özellikleriyle özdeşleşmiş insanlar vardır : Örneğin, rahmetlik Kıvırcık Ali gibi…

Hasan AÇIKEL Çocukluk derken Çakır Usta okur yazar bildiğimiz kadarıyla, okula gitmiş değil mi?
Kemal KAYA : Ortaokul yok, ilkokulu sorarsan onu da tam bilmiyorum ama okur-yazardı. Dedem okuma yazmayı birçok insanımız gibi askerde öğrenmiş. Daha sonra Büşürüm'de bir dönem muhtarlık yapmış.

Hasan AÇIKEL Kemal Bey, dedeniz Çakır Usta’nın mehteranlığı nerden gelir, yani mesleğe nasıl başlamış?
Kemal KAYA Sanat hayatı çok daha eskilere dayanıyor. Dedemin babasına Salih Usta derlermiş. O da mehtermiş. Yani küçük yaşlarda babasından öğrenip devam ettirmiş.

Hasan AÇIKEL : Kemal Bey, dedeniz Çakır Usta yaşadığı dönemde zor şartlarda yaptığı müziğiyle ön plana çıkmış değerli bir şahsiyet dersek….
Kemal KAYA : Ben, dedeme kısaca yaşadığı dönemin ve yörenin Tarkan'ı diyorum. Bunu da abartmıyorum. Hak ettiğini düşünüyorum. Gerçekten çok büyük emekler vermiş sanatı uğruna. Kimi zaman evinden günlerce ayrı kalmış, kimi zaman ailesini çoluğunu çocuğunu ihmal etmiş ama asla sanatından vazgeçmemiş. Sanatının yanında edebi kişiliği ve nükteli bir tarafının olması çok daha apayrı bir tat katmış ona.

Hasan AÇIKEL : Çoluk çocuk derken yöremize kazandırdığı meşhur bir türkü var; "Müdür Beyin Yeşil Kürkü", bir de onun anlatılagelen hikayesi var. Sizce yaşanılanlar Çakır ustanın gençliğinin özeti diyebilir miyiz?  
Kemal KAYA : Türkünün hikayesini grupta çok paylaştım. Şimdi ona girmeden madem konuyu açtınız güzel de bir noktadan ve iyi bir bakış açısıyla... Bundan 60-70 yıl evvel hatta 90’lara kadar insanlarımızın en büyük eğlencesi düğünler ve haliyle davul-zurna idi. Zurnasız düğün olmazdı bildiğiniz gibi ve Çakır Usta o denli nam salmaya başlamış ki gelin olacak kızlar düğünümüze Çakır Usta gelmezse gelin gitmeyiz derlermiş. Dedemin programına göre düğünlerini ayarlar olmuşlar… O derece yani. O zamanlar sanatçıya yani mehterlere çok daha apayrı bir değer verilirmiş. Günümüzde her ne kadar başka sanat dalları popüler olsa da davul-zurnanın yeri başkadır, takdir edersiniz ki.

Hasan AÇIKEL : "Müdür Beyin Yeşil Kürkü", bu meşhur türkünün hikâyesini bir de sizden dinlesek…
Kemal KAYA : İlçemizin Bereketli Kasabası 1940'lı yıllarda bir nahiyedir. Ramazan ayı gelir, Ramazan davulu çalacak bir mehter aranır. Nahiyenin Amasya'lı müdürü, Büşürüm Köyü'nden Çakır Usta'yı Ramazan davulu çalmak üzere Bereketli'ye getirir. O zamanlar ramazan davullu-zurnalı çalınırmış.
Çakır Usta, o yıllarda oldukça gençtir. Zurnasından çıkan uzun havalar ve oyun havaları birbirini izler. Bu havalar gençleri sevdalandırır, yaşlıları efkarlandırır. Çakır Usta bu havaları çaladursun, bir genç kızın Çakır Usta'ya sevdalandığı söylentileri yayılmaya başlar. Bundan Çakır Usta'nın da haberi olduğu kabul edilir. Köyde başlayan bu söylentileri dindirmek için Nahiye Müdürü Çakır Usta'yı çağırtır ve köyüne geri gitmesini söyler. Bu olay üzerine Çakır Usta, günümüze kadar söylenegelen aşağıdaki türküyü yakar.

Hasan AÇIKEL : "Müdürün Beyin Yeşil Kürkü" türküsünün orjinal hali varsa elinizde…
Kemal KAYA : Bu arada müdürün yeşil değil de uzun kürkü derdi dedem;
“Müdürün uzun kürkü
Yeni çıktı bu türkü
Ne kızıyon kör müdür
Söylenecek bu türkü
Çağrılacak bu türkü

Aşma kırandan aşma
Yar seni tanıyorum
Her kırandan aşanı
Ben seni sanıyorum

Müdür beyin bacası
Şima ile kaynama
Gel git Çakırım gel git
Çamurları boylama

Amasyalı evrileceksin
Evrilip çevrileceksin
Şişman karınlı müdür
Kökünden devrileceksin

Şu Çakırın zurnası
Zuhurlukta ötüyor... (Sahura zuhurluk derlermiş)
Şişman karınlı müdür
Yeni kanun tutuyor

Çakır zurnaya vurdu
İmamlar geri durdu
Çaldı müdür davulu
Fitire sana kaldı

Şu Çakır'ın zurnası
Şima ile kaynama
Gel git Çakırım gel git
Çamurları boylama

Yanma da güzelim yanıyom ben
Mendil salla geliyom ben
Bir güzelin uğruna
Verem oldum, ölüyom ben.”

Hasan AÇIKEL : "Müdür Beyin Yeşil Kürkü" türküsünün hikâyesinde anlatıldığı gibi dedeniz, dilinde “Yanma da güzelim yanıyom ben”, yüreğinde sevda ile Büşürüm’e dönüyor ve babaannenizle evleniyor…
Kemal KAYA : Dedemin evlilik ilişkileri biraz derin. 3 evlilik yapmış iki eşinden çocukları var. Son eşinin hiç çocuğu olmamış. Eşleri öldükten sonra evlenmiş. İlk eşi Büşürüm’den Ali (KAYA) amcamın, 2. eşi Kuyucaklı babam Saffet (KAYA)Duran ve Meliha (KAYA)’nın annesidir.

Hasan AÇIKEL : O zaman türkülerden devam edelim, bir de “Abum abum” türküsü var, onu nasıl anlatırdı büyük usta...
Kemal KAYA O türküde Ali (KAYA) amcamın emeği daha çoktur. Beraber yazmışlar.
“Yıl 1964. Tokat,Niksar ilçemizin Hatipli Köyünde orta boylu, kumral saçlı, siyah gözlü, güzel bir kız yaşamaktadır. Bu kız, daha küçük yaşlarda öğretmene varma özlemiyle yetiştirilmiştir.
Malum, öğretmenlik o zamanlar çok revaçta bir meslektir. Annesi, çocuğunu; ''A benim öğretmene layık kızım, seni öğretmene vereceğim...'' gibi sözlerle severek büyütmektedir.
Ancak, kız büyüyüp gelinlik çağına gelince köyün zenginlerinden birinin çobanlık yapan oğluna nişanlanır.

(Malum o zamanlar çok koyunu olmak zenginlik göstergesi) Aynı zamanda köyde öğretmen okulunu bitiren bir genç de bulunmaktadır. Kız, bu gence sevdalıdır. Bu sevda yüzünden nişanlısından ayrılır.
Fakat, bu kez de öğretmenin babası, oğlunu köy kızıyla evlendirmek istemez; çünkü, oğlunu şehir kızıyla evlendireceğine yemin etmiştir. İlk kısmeti çoban olan genç kız, ailesi tarafından aynı köyden bir başka çobanla evlendirilmek istenir. Düğün hazırlıkları başlar.Düğün günü gelir çatar. Kız başı yıkanır. Adet gereğince başı yıkanan kız, köyün çevresinde gezdirilir. Bu gezi sırasında gelinin mani söylemesi gerekir.

Kız, öğretmene sevdalı olduğu için mani yerine sevdasını şu türküyle dile getirir;
Hem söyler, hem de ağlar...
“Öğretmene varamadım
Naylon çorap giyemedim
Karyolada yatamadım
Abum abum gız abum... “ 

Bu hüzünlü ağlayıştan çok etkilenen ve aynı düğünün mehteri zurnacı Çakır Usta, aşağıdaki türküyü yakar. Türkü, Çakır Usta aracılığıyla çevre köylerde ve Tokat civarında söylenmeye başlar.”
Ali amcamdan da dinledim bu hikayeyi. O köyde (Hatipli) pek çalmazlar bu türküyü mehterler. Saygıdan olsa gerek…

Hasan AÇIKEL : "Müdür Beyin Yeşil Kürkü ve Abum abum” türkülerini birçok sanatçı söyledi. En son Zara potpori halinde söyledi bu türküleri. Dedenize veya ailenize türkülerden telif hakkı için bir ödeme yapıldı mı? 
Kemal KAYA Yok. Ben çocukken bir defa Tokat'tan ya da Reşadiye Halk Eğitim Müdürlüğünden kısa bir görüşme yapmışlardı köyde dedemle. Ne kadar kayıt altında bilmiyorum. Hatta uzun süre Ordu türküsü diye yazıldı. Şimdilerde Tokat türküsü deniliyor.

Hasan AÇIKEL : "Müdür Beyin Yeşil Kürkü ve Abum abum” türkülerinin telif hakkı için yasal bir başvurunuz oldu mu? 
Kemal KAYA Hayır böyle bir başvurumuz hiç olmadı.Malum bizimkiler halk sanatçısı böyle şeylere pek önem vermezler demeyeyim de uğraşmazlar bile:)

Hasan AÇIKEL Telif hakkı için torunu olarak yasal bir başvuru yapsanız, en azından adı geçse…
Kemal KAYA Olabilir, aslında. Düşündüm ben bunu fakat babamların müracaatı daha yerinde olurdu. Tokat'ta Davut ŞAHİN var bilirsiniz belki. O birazcık üzerine düştü konunun, süreç devam ediyor kanımca. Belki zaman bulur da ne yapmam gerektiğini tam olarak çözersem ben de müracaat edebilirim.

Hasan AÇIKEL : Peki Çakır Usta müziği ne zaman bıraktı?
Kemal KAYA : Ölümüne 3 yıl kalana kadar çalardı.1993 te öldü. Son 10 yılını çok aktif olarak geçirmedi. Daha seçici oldu gideceği düğünlerde. Malum yaşlılık…

Hasan AÇIKEL Kemal Bey, dedeniz Çakır Ustadan sonra müziğe ailenizde devam edenler…
Kemal KAYA Şu anda hayatta olan evlatları onun bıraktığı yerden sanatını en az onun kadar güzel icra etmektedirler ve baba mesleği olan mehterliği sürdürmektedirler. Torunları ben (Kemal) ve Kamil de davul çalarak bir nebze de olsa katkıda bulunmaktayız. Ali KAYA (zurna), Duran KAYA (davul), Saffet KAYA (davul, zurna, saz, söz), Meliha AYDIN (ses) ve ayrıca diğer torunları da halk müziği alanında çok yeteneklidirler. Özellikle; Hatice ve Zeynep'in de sesleri güzeldir. Onur'u gerek bilgisi gerekse sazı ve sözüyle yazmaya zaten gerek yok. Haydar AYDINErdal AYDIN ve Serdar AYDIN da sazı ve sözüyle halk müziği dalında onun torunu olduğunu zaten ispatlamışlardır. Rahmetlik Rıza AYDIN eniştemiz de halk müziğimize büyük katkılar sağlamıştır.

Hasan AÇIKEL : Kemal Bey, müziğin dışında dedeniz Çakır Usta‘nın nüktedan kişiliğiyle anlatılan bir çok hikayesi var… Bunlardan sizin aklınıza gelen…
Kemal KAYA Başçiftlik yöresinde geçen bir anısı var onu paylaşayım sizinle. Dedem sanatını layıkıyla icra etmesinin yanında ibadetini de ihmal etmezdi. Cumaları özellikle kaçırmamaya gayret ederdi. Yine Başçiftlik'te bir düğün çalıyorlar, cuma günü namaz saati gelmiş. Dedem de haliyle namaza durmuş. Dua ve sureleri içinden değil de biraz daha yüksek sesle okumaya gayret göstermiş. Yanındaki cemaatten rahatsız olanlar olmuş elbette.
Uyarmışlar dedemi: "Çakır Amca biraz daha içinden okusan şu duaları ve sureleri" demişler.
Tabi dedem de laf çok: "Hee içimden okuyum da koskoca Çakır Usta hiç bişey bilmiyo sadece ağzını yalandan oynatıp oynatıp duruyo" dersiniz demiş.

Hasan AÇIKEL : Kemal Bey, dedeniz Çakır Usta‘nın Başçiftlik’te İsmail amca ile geçen ilginç bir diyaloğu var, Mehmet NAMLI 'nın size anlattığı diyalog, onu da anlatırsanız…
Kemal KAYA : Bir düğünün güzel olup olmadığını en iyi, o düğünü çalan mehterler bilir...
Başçiftlikli İsmail amca diye birisi Çakır Usta'ya soruyor: Kamil Emmi düğünün iyisi nasıl oluyor? diye.
Kamil KAYA'da (Çakır Usta)
-"Kim Bahşişi çok verir, yemeğinde iyisini yedirirse düğünün iyisi o'dur" diye cevaplamış.
Yani doğru demiş dedem, nice zengin düğünü gördük; cimri, ne fakir düğünleri gördük; bolluk bereketli.

Hasan AÇIKEL : Facebook'ta açtığınız "Çakır Usta ve Oğulları sayfası" var, neden böyle bir sayfaya ihtiyaç duydunuz?
Kemal KAYA Sizin de sanal dünyada gördüğünüz gibi binlerce sayfa var. Herkes istediği gibi gruplar ve sayfalar açıyor. Hem de abuk sabuk şeylere. Ben 2008 gibi facebook'a katıldım. O zamandan beri aktif olarak kullanıyorum. 2010 yılında bir gün arşivimdeki fotoğraf ve görüntülere bakıyordum. Birden düşündüm ve neden dedem, amcam ve babamlara ait bir sayfa yapmıyorum ki onların ne eksiği var diye geldi aklıma. Ayrıca geleceğe bir kayıt da bırakmak istedim onlarla ilgili. Grubun geçmiş bağlantılarına, fotoğraf ve videolarına bakarsanız geriye dönük buradaki harcadığım emeği görebilirsiniz. Ayrıca Başçiftlik’ten de görüntüler vardır arada:) Sağ olsun Onur Kaya'da çok destek verdi bana, yeğenim, yurtdışında olmasına rağmen...

Birçok arkadaşım yazı ve önerileriyle destek oldular. Onların sayesinde grubumuzun üye sayısı 2 binleri gördü. Çok da takip ediliyoruz. Birçok grup açılıp kapanmasına rağmen “ÇAKIR USTA VE OĞULLARI SAYFASI ” tüm yöremizin kültürel faaliyetlerini tanıtmaya ve değerlerimize sahip çıkmaya devam ediyor.

Destek veren herkese sonsuz teşekkürler...

Hasan AÇIKEL : Bize zaman ayırdığınız teşekkür ederiz, son sözleriniz...
Kemal KAYA  Sevda üzerine sözler söyledi;
“yanma da güzelim yanıyom ben
salla da mendil geliyom ben
bir güzelin uğruna da
verem oldum ölüyom ben”

Ölmeden bir gün önce köye geldi. En son şu sözleri söyledi;
"Gel ağlama sevdiğim, ben yine gelirim. Ahret hakkın helal eyle, belki de ölürüm..." dedi. Ve o gece...

Temennim bir gün onun adı belki bir festivalde yaşar belki bir kültür ve sanat evine adı verilir kim bilir? Zahmet verdim size. Çok sağ olun, ilk defa bu kadar detaya girdim anlatırken ve açıklamalarda bulundum. Umarım değmiştir.

** Tokattan.net olarak Reşadiye folklorunun büyük ismi Çakır Usta'yı bir kez daha rahmetle ve minnetle anıyoruz.

 Hasan AÇIKEL  Tokattan.net
 Harman Yayıncılık-Tokattan.net


Cemal YAVUZ; "Yeter ki Tokat'ımıza Bir Hizmetimiz Dokunsun"

Hiç yorum yok
Tokat'ın doğal güzellikleri ile öne çıkan ilçesi Almus'da dünyaya geldi. Lise eğitim için geldiği Ankara'da, eğitim ve memuriyetin ardından lise çağlarında kaleme aldığı şiir ve makalelerini çeşitli platformlarda okuyucuyla paylaşmaya başladı. "Gök Girsin Kızıl Çıksın" şiir kitabının ardından, "Yeterki Tokat'ımıza bir hizmetimiz dokunsun" şiarıyla memleketi Tokat'ı tarihi şahsiyetleriyle tanıtan "Tokatlı Tarihi Şahsiyetler" kitabını yayınladı. "Bir Dava İki Lider" isimli kitabıyla Türk Siyasetine damgasını vurmuş olan Alparslan TÜRKEŞ ve Muhsin YAZICIOĞLU'nun hayatına dair bilinmeyenleri okuyucuyla paylaştı. Başarılı projelere imza atan Tokat'lı hemşerimiz Cemal YAVUZ, hayatına dair bilinmeyenlerini, aktif görev aldığı Ankara'daki Tokat'lı STK'ları, kitaplarını ve hayallerini Tokattan.net Genel Yayın Yönetmeni Hasan AÇIKEL'e anlattı.

  Başarılı projelere imza atan Tokat Almus'lu hemşerimiz Cemal YAVUZ ile Almus'dan Ankara'ya uzanan hayatına dair bilinmeyenlerini, aktif görev aldığı Ankara'daki Tokat'lı STK'ları, şiiri, Türk siyasetine damgasını vurmuş olan Alparslan TÜRKEŞ ve Muhsin YAZICIOĞLU'nun hayatını,"Tokatlı Tarihi Şahsiyetler" kitabını  ve hayallerini konuştuk.

Hasan AÇIKEL İlk olarak bize zaman ayırdığınız için teşekkür ederim. Tanımayanlar için Cemal YAVUZ kimdir, kendinizi kısaca tanıtabilir misiniz?
Cemal YAVUZ : Ben de sizlere teşekkür ederim, Tokat'ımız için yaptığınız çalışmalardan dolayı.1953 yılında Tokat’ın Almus ilçesi Dikili köyünde doğdum. İlkokulu Dikili Köyü İlkokulunda, ortaokulu Almus Ortaokulunda, lise ve üniversite eğitimini Ankara’da tamamladım.

1975 yılında Gençlik ve Spor Bakanlığında memuriyet hayatına başladım. Bu bakanlık 1983 yılında Millî Eğitim Bakanlığı ile birleşince 1992 yılına kadar Millî Eğitim Bakanlığının çeşitli birimlerinde görev yaptım. 1992 yılında Yüksek Öğrenim Kredi ve Yurtlar Kurumu Genel Müdürlüğüne naklen atandım. Şube Müdürü oldum. 1 Ağustos 2009 tarihinde de bu kurumdan emekliye ayrıldım.

Çeşitli Sivil toplum kuruluşlarında görev yaptım. "Gök Girsin Kızıl Çıksın", "Bir Dava İki Lider" ve "Tokatlı Tarihi Şahsiyetler" isimli üç adet kitabım yayınlandı. Evli ve iki çocuk babasıyım.

Hasan AÇIKEL İsterseniz görev aldığınız sivil toplum kuruluşlarından başlayalım söyleşimize...
Cemal YAVUZ : Lise yıllarında Ülkü ocakları ile tanıştım. 1973 - 1977 yılları arasında Ankara Etlik Ayvalı Ülkü Ocakları Başkanlığını yaptım. Türk Eğitim Sen'in kurucuları arasında bulundum. Ankara Subesi'nde yönetim kurulu üyesi olarak görev aldım. Ankara Tokatlılar Birliği Derneğinin, Tokat Dernekler Federasyonunun kurucusu ve başkan yardımcılığını yaptım.Ankara Tokatlılar Sanayici ve İş Adamları Derneği'nde kurucu ve yönetim kurulu üyeliğinde bulundum.

Hasan AÇIKEL : Ankara'da Tokat'lıları biraraya getiren kaç tane sivil toplum kuruluşumuz var?
Cemal YAVUZ : Ankara'da, Tokat Vakfı, Tokat Dernekler Federasyonu, Tokatlılar Platformu, Başkent Tokatlılar Derneği, Tokatlı Sanayici ve İş Adamları Derneği, Tokatlı Bürokratlar ve İş Adamları Derneği ve 40'a yakın köy ve ilçe dernekleri bulunmaktadır. 

Hasan AÇIKEL Kısaca bildiğiniz kadarıyla sivil toplum kuruluşlarımızın çalışmaları nelerdir? 
Cemal YAVUZ : Bunların kısaca çalışma alanları şunlardır. Kuruluşu 1970'li yıllara dayanan Tokat Vakfı, Ankara'da okuyan öğrencilere imkanları ölçüsünde burs vermekte, zaman zaman onları bir araya getirerek birbirleriyle tanışmalarını ve kaynaşmalarını sağlamaktadır. Dernekler Federasyonu, seminer, panel vb. kültürel faaliyetlerde bulmakta. Ankara'daki Tokatlı Dernekleri kendi bünyesinde toplamaya çalışmakta ve Plevne Dergisini çıkarmaktadır. Tokatlılar Platformu da Ankara'daki dernek, vakıf ve Tokatlı diğer kuruluşları bir araya getirmekte, Ankara da bir Tokatlı dayanışması yaratmaya çalışmaktadır. Sanayici İş Adamları Derneği'de, sanayici ve iş insanlarımızı tespit ederek onlarla ilgili çalışmalar yapmaktadır. Diğer dernekler genellikle köy ve ilçe dernekleri olup, kendi köylerine ve köylülerine yönelik çalışmalar yapmaktadır. 

Hasan AÇIKEL Ankara'daki Tokat nüfusu ne kadardır?
Cemal YAVUZ : Tahmini 250 bin civarında.

Hasan AÇIKEL Bu nüfusun ne kadarı bürokrat?
Cemal YAVUZ : Bürokrat sayımız maalesef diğer şehirlere göre çok düşük.

Hasan AÇIKEL : Peki, Tokat'lılar daha çok hangi işle iştigal ediyor?
Cemal YAVUZ : İşçi, memur ve iş insanı.

Hasan AÇIKEL Ankara'dan size dönelim. Cemal YAVUZ önce şair sonra yazar olarak karşımıza çıkıyor. Önce şiirle başlayalım. Şiire olan ilginizin kaynağı nedir?
Cemal YAVUZ : Ben lise yıllarından itibaren şiir yazarım. Çünkü, "Şairleri susan bir milletin, hayat damarlarından biri kurumuştur." sözüne inanırım. Bu nedenle de milli ve dini şiirlere ağırlık veririm. 

Hasan AÇIKEL İlk şiir kitabınız yayınladı, devamı gelecek mi?
Cemal YAVUZ : Evet, "Gök Girsin Kızıl Çıksın" isimli bir şiir kitabım yayımlandı. "Unutanlar Utansın" adlı şiir kitabımda basıma hazır. Bu günler onu da çıkarmaya çalışıyorum.

Hasan AÇIKEL Birazda yazarlık yönünüzü konuşalım. Son yayınlanan "Bir Dava İki Lider" kitabınızda Türk siyasetinin 2 efsanesini kaleme aldınız. Kitabın hikayesini sizden öğrenelim.
Cemal YAVUZ : "Bir Dava İki Lider" isimli kitabımda Türk Siyasetine damgasını vurmuş olan Türk Milliyetçisi Alparslan TÜRKEŞ ve Muhsin YAZICIOĞLU'nu yazdım. Bu iki insan ömrünü Türk Milletine vakfetmiş ve bu uğurda da işkencenin ve zulmün acımasız şeklini görmüş insanlardır. Bu insanları tanımak ve vermiş oldukları mücadeleleri bu günün insanlarına ve gelecek nesillere aktarmak için bu kitabı yazdım. Bu kitap yaşanmış bir hayat hikayesidir. Bu hikayenin bir çok bölümünü bu millet yanlış bilmekte, yanlış değerlendirmektedir. 

Hasan AÇIKEL : "Millet yanlış bilmekte, yanlış değerlendirmektedir." derken...
Cemal YAVUZ : Mesela, Rahmetli Alparslan TÜRKEŞ, 27 Mayıs ihtilalinde Rahmetli Adnan MENDERES ve arkadaşlarının asılmaması için  elinden gelen her şeyi yaptığı halde ölünceye kadar MENDERES'i asan adam olarak anılmış, Muhsin YAZICIOĞLU'da bu ülkenin emperyalist güçlere peşkeş çekilmemesi, devletimizin ebet müddet var olması için mücadele etmiş, fakat mücadelesini verdiği devlet onu en acımasız işkencelere tabi tutmuş, Mamak zindanlarında akıl almaz işkenceleri yaşamıştır. Bunlar gibi bir çok olay bu kitapta anlatılmış, karanlık bir çok olay açıklığa kavuşturulmuştur.

Ayrıca, Muhsin YAZICIOĞLU'nun şehit edilmesiyle ilgili olaylar en ince ayrıntısına kadar anlatılmıştır.

Hasan AÇIKEL Kamuoyunda Muhsin YAZICIOĞLU'nun Mart 2009 da bir kazada vefat ettiği biliniyor. YAZICIOĞLU'na dair kamuoyunun bizim bilmediğimiz neler var kitapta?
Cemal YAVUZ : Rahmetli YAZICIOĞLU, bir kazaya değil, bir cinayete kurban gitmiştir. Çünkü, ilk yarım saat içinde helikopterin düştüğü yer tespit edildiği halde, arama ekibi başka yöne yönlendirilmiş ancak 48 saat sonra kaza yerine ulaşılabilmiştir. Yani donarak ölmeleri beklenmiştir.

Hasan AÇIKEL : Kitap için görüştüğünüz tanık var mı?
Cemal YAVUZ : YAZICIOĞLU için Büyük Birlik Partisi'nin kuruluşundan itibaren yanında olan Hakkı ÖZNUR'la görüştüm. TÜRKEŞ'le ilgili olarak Selim KAPTANOĞLU ile görüştüm.

Hasan AÇIKEL Hakkı ÖZNUR, neler paylaştı sizlerle?
Cemal YAVUZ : Muhsin YAZICIOĞLU'na atılan iftiraların gerçek olmadığını, BBP'nin kuruluşundan itibaren rahmetlinin nasıl sıkıntılar çektiğini anlattı. Ben de anlattıklarının bir çoğunu kitaba aldım.

Hasan AÇIKEL Hakkı ÖZNURYAZICIOĞLU'nun şehit edilmesiyle ilgili neler paylaştı sizlerle?
Cemal YAVUZ : Muhsin YAZICIOĞLU'nun FETÖ çetesi tarafından öldürüldüğünü bazı olayları örnek vererek anlattı. Mesela: Fetullah GÜLEN Çetesini Alperen gençlik üzerinde çalışmalar yaptığını Muhsin YAZICIOĞLU'nun bunu öğrendiğini. GÜLEN'e telefon ederek gençler üzerinden elini çekmesini istediğini, çekmediği taktirde o eli kıracağını söylediğini anlattı.

Hasan AÇIKEL : Ankara'nın puslu havasından çıkıp "Tokatlı Tarihli Şahsiyetler" kitabınızı konuşalım birazda. Bu kitaba nasıl başladınız? 
Cemal YAVUZ : İlham kaynağım, Federasyonda Plevne Dergisini çıkartırken, Tokat'lı bir tarihi şahsiyet hakkında bir makale yazmam istendi. Ben de İbn-i Kemal'i yazdım. Daha sonra araştırmaya başladım. Osmanlı Döneminden günümüze kadar tarihe mal olmuş ve literatüre geçmiş hemşehrilerimizi tespit ettim ve bu kitabı yazdım.

Hasan AÇIKEL : "Tokatlı Tarihi Şahsiyetler" kitabınızı okumayanlar için kitap hakkında neler söyleyebilirsiniz? 
Cemal YAVUZ : Hacı Bektaşi Veli; Tokat’ı “Alimler konağı, fazıllar yurdu ve şairler yatağı” olarak,  Evliya Çelebi’de seyahatnamesinde Tokat’ın insanını “halkı kin tutmaz,  hile bilmez,  yumuşak huyludur” diye tanımlamaktadır. Hititlerden günümüze kadar, üzerinde yaşamış olan bütün medeniyetlerin izlerini taşıyan Tokat, çok zengin bir kültüre sahiptir. Bu gün de bu medeniyetlerin izlerini görmek mümkündür. Fazilet sahibi, şairler yatağı olan Tokat, Fatih Sultan Mehmet Han’dan, Vahdettin’e kadar uzanan dönem içerisinde, Osmanlı İmparatorluğuna altı tane şeyhülislâm, bir tane sadrazam, dünya savaş tarihine adını altın harflerle yazdıran Gazi Osman Paşa gibi bir kahraman, onlarca bilim adamı, şair ve yazar yetiştirmiştir.

Ayrıca, Tokat’ta doğup başka yerlerde vefat eden Allah dostları ve gönül insanları da bulunmaktadır. Hatta bunların bazıları Tokadi namıyla anılmaktadırlar. Dünya güreş müsabakalarında dört defa dünya şampiyonu olarak istiklâl marşımızı söylettirip, bayrağımızı göndere çektiren Hüseyin AKBAŞ, Ali Rıza ALAN, Vehbi AKDAĞ gibi güreşçilerimiz bulunmaktadır. Yavuz Sultan Selim Han’ın kaftanına çamur sıçratan bir bilim adamına, Yavuz Sultan Selim’in “Hocalarımızın ayağından sıçrayan çamur bizim için süstür, ben ölünce bu kaftanı benim üzerime örtün” dediğini birçok insanımız bilmektedir. Ama bu padişaha hocalık yapmış olan bilim adamının, Tokat’lı İbn-i Kemal olduğunu ise pek az insan bilmektedir. Yine Türkçemize bir deyim olarak geçmiş olan “Kırk yıllık Kâni, olur mu?  Şimdi yani”  sözünü söyleyen insanın Tokatlı Ebu Bekir Kâni olduğunu yine birçok insanımız bilmemektedir. Tarihin belli dönemlerinde, çeşitli görev ve unvanlar altında Türk Milletine hizmet etmiş olan bu âlim ve bilim adamları ile kültürel değerlerimizi günümüze taşıyan gönül dostlarını, başta Tokatlı Hemşerilerim olmak üzere Türk milletine ve yeni nesillere tanıtmak amacıyla bu kitabı yazdım. Yeter ki Tokat'ımıza bir hizmetimiz dokunsun...

Hasan AÇIKEL Meşakkatli bir çalışmanın ürünü olduğu aşikar bu kitabı yazarken faydalandığınız kaynaklar nelerdi, kimlerden destek aldınız?
Cemal YAVUZ : Bu kitabı yazarken, ansiklopedilerden, devlet arşivlerinden, panel ve bilgi şölenlerine sunulan tebliğlerden, üniversitelerimizde hazırlanan tezlerden, çeşitli dergi ve mecmualarda yayınlanmış olan makalelerden ve ilgili kitaplardan yararlandım. Yararlanmış olduğum bu kaynakları da kitapta dip not olarak gösterdim. Belgeye dayanmayan bilgileri almadım. Kaynaklardan almış olduğum bilgileri de olduğu gibi alarak kitaba koydum. Yorumunu okuyucularıma bıraktım. Objektif bilgi ve belgeye dayanan bu kitabı, bir kaynak eser olarak ortaya koymaya çalıştım. Umarım faydalı olmuşumdur. 

Hasan AÇIKEL Kitapta sizi etkileyen biyografiler kimlere ait?
Cemal YAVUZ : Gazi Osman Paşa ile İbn-i Kemal ve Molla Lütfi gibi bilim adamları.

Hasan AÇIKEL "Tokatlı Tarihi Şahsiyetler" kitabınızda farklı kulvarlarda ve farklı kültür yapısına sahip  ama Tokat kimliği ile bildiğimiz yada kitabınızda vakıf olduğumuz kişiler var. Biraz bunlardan bahsedelim. Mesela Kul Himmet, mesela Ebu Bekir Kani, mesela Mehmet Akif ERSOY. İlk olarak Tokat Almus'lu 16. yüzyılda yaşamış Alevi-Bektaşi mezhebinin temsilcisi halk ozanı Kul Himmet kimdir? 
Cemal YAVUZ : Kul Himmet’in bazı şiirlerinden 16.Yüz yılın ikinci yarısı ile 17. Yüz yılın ilk yarısında yaşadığı tahmin edilmektedir. Asıl adı Hüseyin’dir. Babası Şeyh Muhyedin’dir. 1512 yılında İran Devleti ile Osmanlı İmparatorluğu arasında Çaldıran Savaşı sonrası Savaş sonrasında Yavuz Sultan Selim bir ferman yayınlayarak; Osmanlı içindeki Alevîlerin temizlenmesini istemiştir. Bu fermana uyan kadıların baskısı sonucunda Şeyh Muhyedin kaçarak Tokat’ın Orman içindeki Varzıl, bu günkü adıyla Görümlü Köyüne yerleşmiştir.

Kul Himmet, Almus İlçesinin Varzıl (Görümlü) köyünde doğmuştur. Alevi-Bektaşi mezhebinin Erdebil Tekkesi'ne bağlı Safeviye kolundan olduğu öne sürülmektedir. Okuma yazma bilen şair, yine şiirlerinden anlaşıldığı kadarıyla iyi bir eğitim almış ve özellikle mensubu bulunduğu Alevi-Bektaşi kültürünü çok iyi özümsemiştir.  Alevi-Bektaşî edebiyat geleneğinin yedi ulu ozanından biri kabul edilen Kul Himmet, Pir Sultan Abdal ve Hatayi’den sonra Alevi-Bektaşî çevreleri tarafından en çok tanınan ve sevilenidir. 

Ünü böylesine yaygınlaşan Kul Himmet’in, Alevileri amansız bir kıyıma tabi tutan Osmanlı yönetiminin kovuşturmasından yakasını kurtarması mümkün olmamıştır. Nitekim 22 Kasım 1577 tarihinde Bozok Beyliğine gönderilen bir fermanı ile Kıbrıs'a emredilmiştir. Bir münafığın ihbarı üzerine de Kul Himmet yakalanıp hapsedilmiş ve kendisinden pirinin kim olduğu sorgulanmış, idamla yargılanmaya başlanınca berat etmesi mümkün olmadığı için kaçtığı veya kaçırıldığı düşünülmektedir. Yaşadıklarını şiirlerine yansıtan uzun müddet saklandığı ve sıla hasreti çektiği anlaşılmaktadır. Kul Himmet sonunda köyüne dönmüş ve köyünde ölmüştür. Çocukları mezarını uzun süre saklamışlardır.

Hasan AÇIKEL : Gerçek adı Hüseyin dediniz, Kul Himmet mahlası nereden geliyor? 
Cemal YAVUZ : Kul Himmet’in mahlasındaki “kul” ifadesinin niçin kullanıldığı bilinmemekle beraber bunun tasavvufi edebiyatın geleneklerinden olan mürşidine, pirine duyulan sevginin, saygının ve bağlılığın ifadesi olduğu düşünülmektedir.

Hasan AÇIKEL : Kitapta Kul Himmet ile ilgili bir Yanık Kitap bölümü yer alıyor, detaylarını paylaşır mısınız? 
Cemal YAVUZ : Yanık kitap olayı olarak günümüze ulaşan, Kul Himmet'in köyü Varzıl'ın basılıp ailesinin öldürülmesi ve köyün dağıtılmasının tarihini belirleyen belgeler bulunmaktadır. Bunlardan biri: III. Mahmut'un 1576 yılında yapılan bir ihbar üzerine Varzıl köyündeki 34 kitaba el konulması, köye getiren ve okuyanların tutuklanması ile ilgili fermandır. Varzıl köyü basılmış ve Kul Himmet'in ailesinin evi aranmış, ancak baskın haberi önceden öğrenildiği için kitaplar toprağa gömülüp üzerine büyük bir ateş yakılmış, bu şekilde hem Kul Himmet'in defterleri, hem de kitaplar kurtarılmıştır. Kitaplardan birisi 'Yanık Kitap' adıyla anılan 'Fazilet name’dir.

Hasan AÇIKEL : Kitapta “Kırk yıllık Kâni, olur mu?  Şimdi yani” sözüyle anılan meşhur nüktedan Tokat'lı Ebu Bekir Kani ilgili bölümler var. Kısaca, Ebu Bekir Kani kimdir? 
Cemal YAVUZ : Ebû Bekir Kânî Efendi 1712 yılında Tokat’ta dünyaya gelmiştir.Tahsil hayatına Tokat’ta başlamıştır. İlk zamanlar derbeder bir hayat süren Kânî gençlik yıllarında nazım ve nesirle, nükteli biçimde söylediği şiirlerle şöhrete ulaşmıştır. Ancak O, asıl şöhrete 1755 yılında Hekimoğlu Ali Paşa ile tanıştıktan sonra ulaşmıştır.  Kânî’nin yetenekli bir genç olduğunu fark eden Ali Paşa, onu maiyetine almaya karar vermiş, Kânî’nin bağlı olduğu Tokat Mevlevî hanesi Şeyhi Abdulahad Dede’nin de iznini alarak 1755 yılında onu İstanbul’a götürmüştür.

Hekimoğlu Ali Paşa, İstanbul’a geldikten sonra Kânî Efendi’yi, eğitim düzeyinin artması ve devlet terbiyesi alması için Dîvân-ı Hümâyûn kalemine yerleştirmiştir. Dîvân-ı Hümâyûn kalemindeki eğitimini, normal eğitim süresinden daha kısa bir süre içinde başarı ile tamamlayan Kânî Efendi’ye Hâcegân-ı Dîvân-ı Hümâyûn pâyesi verilmiştir.

Hekimoğlu Ali Paşa, 1755 yılının sonlarına doğru sadaretten uzaklaştırılarak Silistre’ye gönderilmiştir. Ebû Bekir Kânî, Silistre’de bir müddet kalmış, daha sonra Paşa’nın yanından ayrılarak Eflâk, Rusçuk ve civar bölgelere geçmiştir. Buralarda eşraftan bazı kimselerle Ulah beylerinin kâtipliklerini de yaptığı bilinmektedir. Yine bu dönemde Eflâk Voyvodası İskerletzade Konstantin Bey’in Bükreş’te özel kâtipliği görevinde de bulunmuştur. Bu görevindeyken Voyvoda Konstantin, Kânî’den yeğeni Alexsandr’a Türkçe öğretmesini istemiş, Kânî de bu isteği yerine getirerek Alexsandr’a Türkçe dersleri vermiştir. Ebû Bekir Kânî Efendi, Voyvodanın yeğeni Alexsandr’a Türkçe öğretmek amacıyla "Be-nâm-ı Havâriyyûn-ı Bürûc-ı Fünûn" adında bir kitap yazmıştır.

Kânî’nin yanında çalıştığı Voyvoda İskerletzade Konstantin Bey ile birlikte yapılmış portresinin bugün, Bükreş’teki Sinaia müzesinde bulunduğu belirtilmektedir. Ebû Bekir Kânî’nin rivâyetlere dayalı olarak Bükreş’te geçirdiği yıllarda, içkiye müptelâ olduğu ve müptezel bir hayat yaşadığına dair bilgiler kaynaklarda yer almaktadır. Kânî ‘ye atfedilen ünlü “Kırk yıllık Kânî olur mu yani” sözü de yine bu dönemle ilgili rivayetler arasında bulunmaktadır

Sadrazam Yeğen Mehmed Paşa’nın 1782 yılında Kânî’yi İstanbul’a davet etmesi ile Kânî’nin yirmi yedi yıllık gurbet yaşamı ve İstanbul özlemi sona ermiştir. İstanbul’a döndüğünde, Sadrazam Yeğen Mehmed Paşa’nın divan kâtipliği yanında devlet ricâlinden bazı kimselerin kâtiplik görevlerini  yapmıştır.  Kânî, saray âdâb ve teşrifatına uyum sağlayamamıştır. Yeğen Mehmed Paşa ile olan senli-benli ilişkileri ve Paşa’ya ait bazı sırları ifşâ etmesi üzerine idama mahkûm edilmiştir. Hakkında idam cezası verilen Kânî Efendi, bu cezadan Reisü’l-küttâb Hayri Efendi’nin araya girmesiyle kurtulmuş ve kalebent olarak Limni adasına sürgüne gönderilmiştir.  

Kânî, Limni adasında sefaletle geçen sürgün yıllarının ardından hayatının sonlarına doğru affedilerek İstanbul’a dönmüş ve 1791 yılının Kasım ayında vefat etmiştir. Kabri Eyüp Mezarlığında bulunmaktadır. Ölümünden kısa bir süre önce çevresindeki dostlarına “Mezar taşıma Fatiha yazılmasın, ben Fatiha dilencisi değilim” dediği rivayet olunan şairin son nefesine kadar mizahtan vazgeçmediği söylenmektedir.

Hasan AÇIKEL : Biz Milli Şairimiz Mehmet Akif ERSOY'u Burdur'lu olarak biliyoruz, siz Tokat'lı tarihi şahsiyetlerden biri olarak değerlendiriyorsunuz...
Cemal YAVUZ : Evet. Anne tarafından Tokat'lı. Bir çocuğun yetişmesinde annenin rolü çok büyüktür. En iyi eğitim, ilâhî kaynaklı ve peygamber metoduyla, ana kucağında, baba ocağında verilen eğitimdir. Milli Şairimiz Mehmet Akif ERSOY’un annesi Emine Şerife Hanımda evliyalar, şehitler, gaziler ve kahramanlar diyarı Tokat’ta doğmuştur. Tokat, her dönemde şairler, edipler ve vatana sevdalı yiğitler yetiştirmiştir.

Hasan AÇIKEL : Anne Emine Şerife hanıma dair neler var kitapta?
Cemal YAVUZ : Buhara’dan göçüp Boyabat’a, oradan da Tokat’a gelip yerleşen Özbek asıllı bir Türk ailenin kızıdır. Mehmet Akif ERSOY’un vermiş olduğu malumata göre, bundan bir buçuk asır önce, Hekim Hacı Baba isminde biri Buhara’dan Boyabat’ta gelmiş ve orada evlenmiştir. Sonra karısını alıp Tokat’a gelip yerleşmiştir. Mehmet Akif ERSOY’un anneannesi bu ana ve babadan Tokat’ta dünyaya gelmiştir. Akif’in anneannesi evlenme çağına gelince Buhara’dan gelen Tacir Mehmet Efendi’ye varmış, bu izdivaçtan Mehmet Akif ERSOY’un annesi Emine Şerife Hanım olmuştur. Mehmet Akif’in annesi hem baba tarafından, hem de ana tarafından aslen Buhara’lıdır. Fakat kendisi Tokat’ta doğmuş ve Tokat’ta yaşamıştır.

Tokat’ta doğan Emine Şerife Hanım evlenme çağına gelince Şirvanlılardan Tokat’lı Derviş Efendi ile evlenmiştir. Daha sonra kocası ile birlikte Amasya’ya, oradan da İstanbul’a gelerek Fatih Sarıgüzel’deki evine yerleşmiştir. Bu ev Akif'in annesi Emine Şerife  Hanım'a aittir. Mehmet Akif 1873 yılında bu evde doğmuştur.

Emine Şerife  Hanım’ın Derviş Efendi’den iki erkek, bir kız çocuğu olmuştur. Erkek çocukları vefat etmiş, sonra da babaları Hakk’ın rahmetine kavuşmuştur. Genç yaşta dul kalan Emine Şerife Hanım Akif’in Babası Mehmet Tahir Efendi ile evlenmiştir.

Emine Şerife  Hanım; Tahir Efendi ile evlendikten sonra, ilk kocasından olan kızını da ölür. Kızının ölümü onu üzmektedir. Bu acılara tahammül ederken, Mehmet Akif’i doğurmuştur. Oğlunun doğumu, O’na en büyük teselli kaynağı olmuş, matemlerini unutturmuştur. 90 yıl yaşadıktan sonra 1926'da hakkın rahmetine kavuşmuştur.

Hasan AÇIKEL : Hali hazırda devam eden şiir kitabınız dışında yeni kitap bir çalışmanız var mı?
Cemal YAVUZ : Yine bir araştırma kitabım olan Yaratılış ve Türk Milleti isimli kitabım üzerinde de çalışmaktayım.

Hasan AÇIKEL : Söyleşi için teşekkür ederiz. Okuyucularınıza ve sitemizin takipçileri için son sözleriniz neler olur?
Cemal YAVUZ : Bu kitap; Tokat'ımızı il ve ilçeleriyle birlikte coğrafi, tarihi ve tarihi şahsiyetleriyle tanıtan bir araştırma ve incele kitabı oldu. Tokatlı hemşehrilerim ve Türk Milleti için hayırlı olsun. Hasan Bey bende ilgi ve alakanızdan dolayı sizlere teşekkür eder. Çalışmalarınızda başarılar dilerim.


  Hasan AÇIKEL  Tokattan.net
 

Nilüfer KANTEKİN: “Kadın İsterse Dünya Değişir, Ben Mahallemden Başladım"

Hiç yorum yok
Hayali "Sosyal Yardımlaşma Derneği" kurmak vardı ama çevresinin ısrarıyla 31 Mart 2019 Yerel seçimlerinde aday olduğu İstanbul Sancaktepe İnönü Mahallesi muhtarlığına seçildi. "Kadın isterse dünya değişir" düşüncesiyle bilinen aksine farklı bir muhtar potresi çizen KANTEKİN, bir yandan mahallenin bilindik sorunlarının çözümü için mesai harcarken diğer yandan hayalindeki sosyal sorumluluk projelerine verdiği destekle gönüllere dokunmaya çalışıyor. Tokat'lı hemşerimiz Nilüfer KANTEKİN, hayatına dair bilinmeyenlerini, muhtarlık çalışmalarını ve hayallerini Tokattan.net Yayın Danışmanı Ayten TURAN'a anlattı.

  İstanbul Sancaktepe, İnönü mahallesi muhtarı Nilüfer KANTEKİN ile Tokat'lı bir kadın olarak bulunduğu noktadan ilk kadın muhtarlığa giden yolu konuştuk.

Ayten TURAN Nilüfer KANTEKİN kimdir, kendinizi kısaca tanıtabilir misiniz?
Nilüfer KANTEKİN : 1978 yılında Tokat Hubyarlı bir babanın, Malatya Arapgirli bir annenin evladıyım. İstanbul’da dünyaya gelmişim. Evli iki çocuk annesi bir kadınım. İş hayatım olduğu gibi Tiyatro eğitimi alarak yaklaşık 2 yıl Zeytinburnu Belediyesinde çocuk oyunları da oynadım.

Ayten TURAN Muhtar olmaya nasıl karar verdiniz?
Nilüfer KANTEKİN : Aslında muhtar olmayı hiç düşünmedim. Hayalimde “Sosyal Yardımlaşma Derneği” kurmak vardı ama çevremdeki esnafların, kurumların ve güzel dostlarımın "Sen zaten muhtar gibi çalışıyorsun. Muhtar olursan kim bilir neler yaparsın. Mahallemizin adayı sen ol, destek olalım" dediler. Farklı kurumlarda ve derneklerde  olan dostlarımın böyle bir misyonu bana yüklemeleri onur verdi, bana inandılar. Israrları aday olmama sebep oldu.

Ayten TURAN Türkiye’de muhtarlık konumunu nasıl görüyorsunuz, önemi nedir?
Nilüfer KANTEKİN : Türkiye’de muhtarlık her muhtar farklı çalışma yürütür. Her memleketin her mahallenin problemleri, sıkıntıları farklı farklıdır. Bence muhtarlar şu şekilde olmalı, mahallelerin annesi babası olmak, dertlerine ortak olmalı ve çözüm bulmaya çalışmalıdır. Mahallesine yenilikler getirebilmelidir. Muhtarlar demokrasinin temel taşıdır. Kılcal damardır. Örneğin; mahallede sorunu olan kişi ilk muhtarı arar.

Ayten TURAN Sosyal sorumluluk konusunda hassasiyetinizi biliyorum, sosyal sorumluluk adına çalışmalarınız nelerdir? 
Nilüfer KANTEKİN : Sancaktepe’de 2000 yılından beri maddi durumu olmayan, eşyaya, erzağa ve maddi yardıma ihtiyacı olan kadın arkadaşlarımıza elimizden geldiğince yardımcı olmaya çalıştık. Ekmeğimizi bölüştük, geziler ve etkinlikler düzenledik. Muhtarlığa adaylığımı koyma sebeplerimden biri, sıkıntı çekenlere daha çok el uzatabilecek olmamız ve mahallemin sıkıntılarını çözme odaklı idi. Sosyal sorumluluk bilincimizin güçlenmesi için kenetlenmemiz gerekiyor.

Ayten TURAN Muhtarlık yaptığınız bölge hakkında neler düşünüyorsunuz, eksikler nelerdir?
Nilüfer KANTEKİN : İnönü Mahallesi’nde park alanlarımız yok ve maalesef bakıyorum park yaptıracağımız alanda yok. Ama ben hep derim, hiç bir şey imkansız değildir, çareler üretmek için uğraşmalıyız. Bakalım neler yapabiliriz. Burası yerleşik bir mahalle, çoğu aile 30 yılın üstünde burada ikamet ediyor. Her kültürden, her inançtan insanın mozaik eşliğinde, sevgi içerisinde olduğu bir mahalle. Mahallemi seviyorum ve güzelleşmesi için elimden geleni yapmaya kararlıyım.

Ayten TURAN Tokat'lı olduğunuzu biliyoruz, çalışmalarınız da Tokat’lıların desteği nasıl oldu?
Nilüfer KANTEKİN : Evet Tokat'lıyım. Tüm Tokat derneklerimizin vakıflarımızın ve platformlarımızın  yeterince destek verdiğini düşünüyorum. Çalışmalar da destek olamayan derneklerimizin de gönülden destek verdiğine inanıyorum.

Ayten TURAN Tokat STK'larıyla alakalı çalışmalarınız var mı, STK'ları nasıl görüyorsunuz?
Nilüfer KANTEKİN : Sadece Tokat STK’ları ile değil, bütün derneklerimiz ile kurumlarımız ile çalışmalarımız olacaktır.

Ayten TURAN Türkiye’de ekonomi muhtarlığı ne gibi etkiliyor?
Nilüfer KANTEKİN : Muhtarların maaşı 1900 TL. Türkiye’nin ekonomisi belli muhtarlıklara en çok fakirlik kağıdı almak için geliyorlar.  Mahallemin hikayesi dolu dolu.

Ayten TURAN Bulunduğunuz noktada Tokat'lıları hangi noktada görmek istersiniz?
Nilüfer KANTEKİN : Bulunduğum bölgede Tokat'lıların yoğunluğu çok fazla. Ben isterim ki bütün hemşerilerim güzel yerlerde olsun. Elimden geldiğince her türlü desteğe varım yeter ki güzelliklerde yarışalım.

Ayten TURAN Kadın muhtar olarak neler söylemek istersiniz?
Nilüfer KANTEKİN : Kadın olmak zordur, ev, çocuklar, kariyer, sosyal yardımlaşmalar, insan ilişkileri kısacası her yerde kadınlar olmalı. Biz çok güçlüyüz, biz anayız, biz var ederiz. Klişe olacak ama kadın isterse dünya değişir, ben mahallemden başladım.

Ayten TURAN : Nilüfer hanımın bizlere verdiği bilgilerden dolayı teşekkür ederiz.. Son olarak okurlarımıza bayram mesajı olarak ne söylemek istersiniz?
Nilüfer KANTEKİN : Bayram, dost, akraba ve büyüklerimizin ziyaret edildiği, hastaların, kimsesizlerin, yetimlerin ve muhtaçlara yardım elinin uzatıldığı günlerimizdir. Hep bir arada, sevgi dolu ve huzurlu nice bayramlar geçirmek dileğiyle. Bu duygu ve düşüncelerle Ramazan Bayramınızı kutlarım..


 Ayten TURAN Tokattan.net Yayın Danışmanı-Yazar
 aytendoganturan@gmail.com

Erdem KAYA: "Hayatımın 2. yarısından sonra sanat vazgeçilmezim oldu"

Hiç yorum yok
80'lerin siyasi atmosferi eğitimine engel olsa da ne hayallerinden ne de öğrenmekten vazgeçti. Uzun yıllar bir çok sivil toplum kuruluşunda başkan, genel sekreter olarak yöneticilik yaptı, gençlik kolları yönetimlerinde yer aldı. 1996 yılında geçirdiği kazasının ardından hayatında köklü bir değişikliğe gitti, "hayatımın 2. yarısından sonra sanat" diyerek hayali olan sanata yöneldi, oyun yazdı, yönetti ve bu oyunlarda oyuncu olarak da yer aldı. Gençlere ve sanata dair çalışmaları ile başarılı projelere imza atan Tokat'lı hemşerimiz Erdem KAYA, hayatına dair bilinmeyenlerini, sanatı, kitaplarını ve hayallerini Tokattan.net Yayın Danışmanı Ayten TURAN'a anlattı.

  Emekle sanatı bir araya getirmiş, zor şartlara rağmen sanatı hayatın en doruk noktasına koymayı başarmış, gençlere örnek olup sanatla iç içe olmaları için projeler üreten ve üretmeye devam eden bir sanat insanıyla, Erdem KAYA ile keyifli bir söyleşi yaptık. Hayata dair bir çok şey öğrendik, iyi okumalar...

Ayten TURAN Erdem KAYA kimdir, kendinizi kısaca anlatabilir misiniz.?
Erdem KAYA : Erdem KAYA 1968 yılında Tokat Niksar Özalan (Olukalan) köyünde dünyaya geldim. Evli ve iki çocuk babasıyım. İlkokul mezunuyum. 1980 yıllarındaki siyasi çatışmalar yüzünden ne yazık ki okuyamadım.

Ayten TURAN Okuyamamak sizde derin izler bırakmalı...
Erdem KAYA : O yılları yaşayanlar beni çok iyi anlayacaktır. Hep eksikliğini hissettiğim okul, benim için hep özel bir yerdir. Okuyamamış olmak hayatımda en büyük keşkesidir. Çünkü üniversite diplomamın olmaması hayatımda birçok fırsatı kaçırmama sebep olmuştur. Şu anda okuyan gençlerin bunu anlaması mümkün değil, ancak ilerleyen zamanlarda onlar da beni ne demek istediğimi anlayacaktır, çünkü okul çök özeldir. Almış oldukları o eğitimin ve diplomanın onlara çeşitli fırsatlar sunduğunda anlayacaklardır.

Okul bıraktım diyen bir genç duyduğumda inanın yüreği burkuluyor, içim acıyor. Diplomaya sadece etiket için sahip olma taraftarı da değilim. Okula en doğru bilgiye en doğru yerde ulaşmak ve erişmek için gidilmelidir, bunları yapınca zaten alınan diploma en güzel ödül olacaktır. Sadece okulda ki eğitim de yeterli değil elbette, çünkü okulda her şeyi öğretmiyorlar, hayat tecrübesi de yaşayarak oluşuyor.

Ayten TURAN Okuyamadınız ama hayallerinizden de vazgeçmediniz...
Erdem KAYA : Evet okuyamadım ama bu bahanenin arkasına sığınıp kendi kabuğuma da çekilmedim. Kendimi geliştirmek için hep mücadele ettim. İnsanların kendisini geliştirebilmesi için bir sürü olanak var, bunları mutlaka değerlendirmelidir. Bende bunu yapmaya çalıştım. İnsan olarak yaradılışımız gereği kendimizi geliştirmeli ve aynı gelişimi çevremizde de etkili hale getirmeliyiz.

Uzun yıllar bir çok sivil toplum kuruluşunda başkan, genel sekreter olarak yöneticilik yaptım. Gençlik kolları yönetimlerinde bulundum. 25 yıldır tiyatro ile ilgileniyor, oyun yazıyor, yönetiyor ve bu oyunlarda oyuncu olarak da yer alıyorum. Skeçler ve 13. büyük olmak üzere yaklaşık 30 oyunum sahnelendi.

Ayten TURAN Yazmaya başlama serüveninizi anlatır mısınız ?
Erdem KAYA : Klasik olacak belki ama bende birçok yazar gibi çocuk yaşta şiir, şarkı sözü ve güya film senaryosu yazmaya başladım. Tabi dalga geçerler düşüncesi ile o dönem yazmış olduklarımın hepsini yırtıp attım. Ne kadar büyük bir hata olduğunu çok geç anladım. O dönem yazdıklarımdan ailemin haberleri yoktu, çünkü benim bunu söyleyecek cesaretim de yoktu. Onun için hep gizli yazardım. Bir gün köy derneğimizin yönetim kurulu arkadaşlarım tarafından gençlik kollarımızı kurma görevi bana verilince işte benim sanatsal çalışmalarım hız kazandı. Halk oyunları ekibi ve Tiyatro grubunu kurup, onun için oyun yazmaya başladım, böylelikle yazdıklarım da sahnelenmeye seyirci ile buluşmaya başladı. Böylelikle yazmaya hız verdim ve her geçen gün yazma konusunda da kendimi geliştirmeye çalıştım.

Ayten TURAN Yazarak kendinizi ifade etmek...
Erdem KAYA : Elbette yazmak, insanın kendisini ifade edebilmesinin en güzel yollarından birisidir. Bende bu güzel yolu tercih edip, duygularımı, düşüncelerimi, içimden geçenleri kâğıda aktararak, başka insanlarla paylaşmak istedim. Yazmak benim için çok özel bir duygu. Onun içinde, sanırım nefesim tükenene, gücüm yetene kadar yazmaya devam edeceğim.

Ayten TURAN Kitaplarınız olduğunu biliyoruz, kaç tanesi basılıp okuyucusuyla buluştu?
Erdem KAYA : “Tahta Araba ve Sevgiye Ceza” bu iki kitabım okurları ile buluştu, şu an üçüncü kitabımın son rötuşları yapılıyor, sanırım kısa bir süre sonra elimizde olacak.

Ayten TURAN Kitaplarınızın konusu hakkında neler söylemek istersiniz?
Erdem KAYA : İlk kitabım “Tahta Araba” aslında tiyatro oyunu olarak düşünerek yazdığım bir eserdi. Yazdıkça öyle bir yol aldı ki, kitap olarak okurların beğenisine sunuldu. "Tahta Araba"'nın basılmasında "Hey Onbeşli" Tiyatro Hocalığını ve aynı zamanda halen köşe yazarlığını yaptığım Tokat Gündem Gazetesinin imtiyaz sahibi Sayın Bayram GÜVERCİN Beyin katkıları çok
büyük. Ona buradan özel bir teşekkür etmek isterim.

"Tahta Araba"'da, zor bir çocukluk dönemi yaşamış olan Çetin adında genç bir adamın, maziyi
unutmak için geçmişinden kaçmasına rağmen, bir gün geçmişiyle yüzleşmek zorunda kalmasını konu
almaktadır. Çocukluğunda yaşadığı o sıkıntıları, okura duygulu bir dille aktarmaya çalıştım.

İkinci Kitabım "Sevgiye Ceza" ise tamamen kitap düşüncesi ile kaleme aldım. Alevi Sünni aşkını anlatan bir eser. Tarafsız olmaya özen gösterip, bu konuyla ilgili duyduğumuz, tanık olduğumuz yaşanmış olayları, kitabımız kahramanlarına yükleyerek okurlara bu şekilde anlatmaya çalıştım. Ortaya güzel bir eser çıktığına inanıyorum, tabi ki her zaman olduğu gibi takdir halkımıza aittir. İlerde Tiyatro oyunu olarak sahnelemeyi ve sinema filmi olarak da seyirciyle buluşturmayı düşünmekteyim. Kitabımın konusunda ki hassasiyet önceleri beni biraz ürkütse de, okurların kitabı okuduktan sonra ki olumlu yorum ve düşünceleri doğru yolda olduğumu hissettirdi.

Ayten TURAN Kitaplarınızı yazarken nelerden beslendiniz?
Erdem KAYA : Elbette ki kaynağımız insan. Çevremizde olup bitene daima duyarlı olmaya çalıştım. Bulunduğum ve yaşadığım ortamları iyi analiz ettiğimi düşünerek duygularımı da işin içine katarak yazmaya çalıştım hep. Ne yazık ki ülkemiz de yazılacak, aktaracak çok hikâye var. Biz yazarlar eserlerimizde bunlara dikkat çekmeye çalışıyoruz. Bazen ufak bir bakış, sayfalar dolusu yazmamıza vesile olabiliyor.

Ayten TURAN : Hayatınızda köklü değişiklikler yaptığınız bir dönem var, ne idi sizi bu kadar etkileyen?
Erdem KAYA : 2 Ekim 1996 tarihinde Derneğimiz yönetimi olarak Özalan’a giderken kurşunluda büyük bir trafik kazası geçirdik. Karşı taraftaki araçta bir kişi, bizim aracımızda da aracı kullanan dernek başkanımız Hüseyin GÜMÜŞ hayatını kaybetti. Kendisini rahmetle anıyorum.

O kazada ayağımdan ameliyat olup dört ay çalışamadım ve bu süre içerisinde çok düşündüm. Dünya malının hiçbir değeri yoktu gözümde. Allah beni biri 6 diğeri 2 yaşında olan iki oğluma eşime ve aileme bağışlamış ve bana yeniden bir yaşam sunmuştu. Binlerce şükürle bunu en iyi şekilde değerlendirmeliydim. Bunu da ancak yazarak, gençlere gerekli özeni göstererek yapmalıydım. O günden sonrada öyle yaptığımı düşünüyorum. Hayatımın 2. yarısından sonra sanat, özellikle Tiyatro benim vazgeçilmezim oldu.

Ayten TURAN Tiyatronun hayatınızda ki yeri nedir? Tiyatro size hayatta ne katıyor?
Erdem KAYA : Her çocuk gibi bende çocukluğumda sinema filmlerindeki kahramanlara özenir, sinema çıkışlarında onların taklitlerini yapardım. Tv o dönemde her evde yoktu ve sinema bizim en büyük eğlencemizdi. Yıllar sonra kendi köy derneğimizin tiyatro grubunu kurma görevini üstlenip, tiyatro ile tanışınca ve tiyatroyu anlamaya başlayınca bendeki sinema oyunculuğu merakı tiyatro akşına dönüştü ve bu aşk ile 25 yıldır sahnelerdeyim.

Seyirciyle buluşmak ve seyirciye, "insanı insana, insanla, insanca anlatmak" anlatırken bunu
yaşamak bambaşka bir şey. Kelimelerle anlatılması mümkün değil. Tiyatro öğrencilerimi eğitirken kendimi de geliştirmemi sağlıyor. Tiyatronun bana kattığı en güzel şey, varlığımı hissetmemi sağladı. İnsanın istediği takdirde her alanda başarılı olabileceğini gösterdi.

Ayten TURAN Sanatın içinde olan birisiniz, sanat sizde ne uyandırıyor ve sanat hayatınızın hangi alanında sizle buluştu?
Erdem KAYA : Sanat bende çok büyük heyecan ve coşku uyandırıyor. Sanatla ilgili her konuda ve alanda çalışma yaparken, sanki bütün dünyadaki kötülüklerin sonunu getiriyormuşçasına seviniyor, mutlu oluyorum.

Aktif olarak 1993 yılında köy derneğimizin kurulmasıyla, bana gençlik kollarını kurma görevi
verilince işte sanat o gün aktif olarak hayatıma girdi. Gençlik kollarının oluşumuyla birlikte, tiyatro ve halk oyunları ekiplerini oluşturdum, derneğimiz gençleriyle o zamanın teknolojisi ile "Gençliğin Sesi" dergisini çıkarttık. Tiyatro oyunu ve Köşe yazıları yazmaya da böylelikle başlamış oldum.

Ayten TURAN EKST hakkında bize bilgi verebilir misiniz?
Erdem KAYA : EKST; Erdem Kültür Sanat Topluluğu, yıllarca çeşitli kurumlardaki tiyatro ekiplerinde birlikte çalıştığım arkadaşlardan oluşturduğum bir sanat topluluğudur. Düşüncemi arkadaşlara aktardım onlarda olumlu buldu ve EKST'yi oluşturduk. Kısa süre içerisinde tiyatro ve müzik etkinliği gerçekleştirdik.

Provalarımızı aldığımız sanatçı dostumuz Volkan YILMAZER’in müzik merkezinin çatı katını kendi çabalarımızla sanat atölyesi dönüştürdük. Atölyemizde Tiyatro, Hızlı Okuma, İngilizce ve öğrenme güçlüğü çeken çocuklara kurslar veriyoruz. Dinletiler düzenliyor, sosyal medya hesaplarımızdan sanatsal etkinlikler tertip edip canlı yayınlar düzenliyoruz.

Amacımız kaliteli ve eğitimli gençlik yetiştirmeye vesile olmak.

Ayten TURAN : Ülkemizde sanat hangi noktada?
Erdem KAYA : Ne yazık ki bu konuda pek iyimser değilim. Sanata ve sanatçıya uygulanan baskılar gün geçtikçe artıyor. Kaliteli işler yapan sanatçılar göz ardı edilerek, daha ziyade ticari işler yapanlar ön plana çıkartılıyor. Buda gençlerimizin yozlaşmasına adeta çanak tutuyor. Okullarımızda ise sanata dair pek çalışma yapılmıyor. Kişisel çabalar maalesef ki yeterli olmuyor. Eğer devlet özellikle amatör sanatçılara yeteri kadar destek çıkmaz ise ülke gelişiminde her alanda gerilememiz son derece doğaldır.

Sanatı özgür bırakmalıyız ki, sanatçıda üretip, ülke gelişimine ve eğitimine katkı sunabilsin.

Ayten TURAN Yerel seçim üzeri sanat için siyasetçilere ne söylemek istersiniz?
Erdem KAYA : Oldum olası siyasi arenadan hep uzak durdum. Elbette bizimde kendimize göre bir siyasi düşüncemiz mevcut. Ama herkes kendi işini yapmalı diye düşünmüşümdür. Siyaset ile uğraşan siyaset, sanatla ile uğraşan sanatla. Herkes alanında çalışırsa daha başarılı ve etkili olur.

Ne yazık ki bizim ülkemizde herkes her işten anlıyor. Oysa toplum bu konuda çok sıkıntı yaşıyor.
Küçük bir örnek ,mesela birçok belediye de kültür müdürlüklerinde kültürle sanatla alakası olmayan birçok insan görev yapıyor. Peki soruyorum size o kişiler sanatın, sanatçının dilinden anlayabilir mi? Sanat adına yeterli çalışmaları ne kadar etkili yapabilir ki? Onun için, siyasetçilerimizden ricam, seçilen kişi hangi partiden olursa olsun ama kurumlara özellikle kültür sanat adına alanında yetkili ve bilgili kişileri atasın. Görün bakın o zaman sanatsal ve kültürel alanda nasıl zenginleşiyoruz.

Gençlerimiz nasıl sanatı dolu dolu yaşayıp, mutlu bireyler oluyor. Toplumun mutluluğu ve psikolojik sağlığı ancak sanatla sağlanabilir. Birde yerel yöneticilerimize önerim her yıl kendi bölgelerinde bir kitap fuarı düzenlemeleridir. Bir çok yazarımız maddi zorluklar sebebiyle büyük fuarlara katılım yapamıyor, onun için bu vesileyle o yazarlarımıza da güzel bir imkan sağlanmış olur.

Ayten TURAN Türkiye'de ve Dünya'da sizi etkileyen yazarlar kimlerdir?
Erdem KAYA : Yazarlarımızın hiç birisini birbirinden ayıramıyorum. Nazım Hikmet’in mücadeleci, Aziz Nesin’in mizahi, Fakir Baykurt’un sosyal, Peyami Safa’nın duygusal ve diğer birçok yazarımızın çeşitli özellikleri var, hepsinden bir şeyler alıp kendimi onların eserleri ve düşünceleri doğrultusunda eğitmeye geliştirmeye çalışıyorum.

Yabancı yazarlar konusunda pek seçici değilim, yerli yazarlarımızın eserlerini okumayı daha çok
seviyorum. Yine de Kristin Hannah’ın kitapların da ki duygusallık özellikle "Kış Bahçesi" kitabı beni çok etkilemişti.

Ayten TURAN Erdem KAYA gelecekten neler bekliyor?
Erdem KAYA : Ben hiçbir zaman hayata karamsar bakmadım, her zaman bir çıkar yolun olduğuna inandım. Evet, birçok olumsuzluklar yaşıyor olabiliriz ama bu bizim mücadeleci ruhumuzun teslim olması anlamına gelmiyor. Bir şeyi elde etmenin yolu inanmak ve istemekten geçer. Yeter ki biz inanalım, isteyelim. Geleceğe dair hep umutla bakalım. Kurtuluş savaşında bile o kadar olumsuzluğa teslim olmayan bu millete umutsuzluk yakışmaz.

Gençlerimiz çok yetenekli ve zeki onlara verilen her şansı sonuna kadar değerlendirebilirler onun için ben geleceğe dair umutlarımı hep taze tutuyorum. Çünkü gençlere çocuklara güveniyorum.

Ayten TURAN Gençler kendisini geliştirmek için neler yapmalı? Kendisini geliştiren ile gelişemeyen genç arasında ne gibi farklar oluşur?
Erdem KAYA : Gençler kendisini geliştirmek, geleceğe hazırlamak için mutlaka tahsillerini en iyi şekilde yapmalıdır. Kesinlikle önce eğitim, öğretimini yapabildiği yere kadar yapmalıdır. Okulda öğrendiği bilgileri sadece sınavları kazanmak, sınıf geçmek için değil, ilerde mutlaka ona fayda sağlayacağını düşünerek öğrenmelidir.

Her bilgi hazinedir. Bilgi sahibi olanda kendisini geliştirir. Sosyal ve kültürel etkinliklere katılmalı bu alanlarda çalışmalar yapmalıdır. Ne istediğini bilmeli ve ilkeli olmalıdır. Mutlaka bir spor ya da sanat dalıyla uğraşmalı ve bol bol okumalıdır. Gelişimin en büyük yolu ilkeli olmaktır.

Elbette ki kendisini geliştiren bir genç her alanda başarı sağlar ve yolunu nasıl çizebileceği
konusunda irade sahibi olur. Doğruyu yanlışı ayırt edebilme yetisine sahip olur. İlerde çocuk sahibi
olduğunda çocuklarını daha bilgili yetiştirecektir.

Kendisini geliştiremeyen bir genç ise monoton bir hayat sürer ve hayatın akışına bırakır kendisini.
Sıkıntıya düştüğünde çıkar yol bulmakta güçlük çeker. Çocukları olduğunda çocuklarının geleceği hakkında bile karar vermekte güçlük çekecektir. Onun için gençlerin amacı çabuk zengin olmak yerine her anlarının mutlu geçmesini istemek olmalıdır. Para amaç değil araç olmalıdır. O zaman her anın tadını çıkarabilirler.

Ayten TURAN Son olarak, sanatla uğraşmak isteyen gençlerimize ne söylemek istersiniz?
Erdem KAYA : Gençler mutlu olmak, mutlu etmek istiyorsanız sanatla uğraşın. Elbette herkesin işini gücünü bırakıp sadece sanatla uğraşmasını bekleyemeyiz ama ne iş yaparsanız yapın mutlaka sizde sanatın herhangi bir dalıyla da uğraşın. Bu sizi işinizde de özel yaşantınızda da mutlu edecektir.

Sanatla uğraşıyorsanız, sizin yetiştirdiğiniz çocuklarınızda, daha duyarlı, bilgili, sosyal ve kültürel
açıdan kendisini son derece donanımlı yetiştirecektir. Kısacası sanatı sadece kendimiz için değil, gelecek nesil içinde yapmalıyız.

Ayten TURAN Bu güzel röportaj için size çok teşekkür ederiz hocam başarılar diliyorum.
Erdem KAYA : Bende, duygularımı okurlarımızla paylaşma fırsatı verdiğiniz için size çok teşekkür ediyor saygılar sunuyorum.


 Ayten TURAN Tokattan.net Yayın Danışmanı-Yazar
 Facebook/ErdemKaya
 aytendoganturan@gmail.com

Tokat'tan Bir Türkü Sevdalısı; Kemal Bilsel SARISÖZEN

Hiç yorum yok
Müziğe babasının eve getirdiği bağlama ile başlayarak merhum amcası Muzaffer SARISÖZEN’in izinden giden, TRT radyosunun açtığı sınavı birincilikle kazanmış, ulusal ve uluslararası alanda birçok ödüle layık görülmüş, "Ellik, Çekirgenin Ayağında Nalini, Irmağın Geçeleri, Geçti Ömrüm Yine Sensiz, Alçacık Duvar Üstü, Kıymet Kız" gibi birçok bestelere imza atmış, şiir ve şarkı sözleri yazmış, Türkiye’nin en büyük müzik nota arşivine sahip olan aynı zamanda Bestekâr, şair ve Abant  İzzet Baysal Üniversitesi Müzik Eğitimcisi, Akademisyen Hemşerimiz Kemal Bilsel SARISÖZEN ile Tokattan.net yazarı Hasan AKAR, Kümbet Dergisi için konuştu. Kemal Bilsel SARISÖZEN söyleşisi sizlerle...

  Yaz tatili için gittiğim Bolu’da Abant İzzet Baysal Üniversitesi Müzik Eğitimcisi, akademisyen Kemal Bilsel SARISÖZEN’i, 20 ve 22 Temmuz 2017 tarihlerinde Bilgi İşlem Daire Başkanlığı’ndaki ofisinde iki kez ziyaret ederek bir röportaj gerçekleştirmeye çalıştım.

Kendisini hemşerim olması ve Tokat’ta uzun süre öğretmenlik ve yöneticilik yapması ayrıca ağabeyimin de öğretmeni olması sebebiyle çocukluğumdan beri tanıyordum. Onunla ilgili olarak net bildiklerimiz; TRT’de Yurttan Sesler‘in kurucusu, türkü derleyicisi ve folklor araştırmacısı büyük üstat Muzaffer Sarısözen’in yeğeni olması, kendisinin de bir müzik adamı olmasıydı.

Kemal Bilsel SARISÖZEN Hocamla bu iki gidişimde uzun uzun Tokat'ı ve müzik çalışmalarını konuştuk, dertleştik. Belli ki Bolu’da huzurlu ve mutluydu ama sohbetimiz sırasında onun sık sık Tokat sözünü sarf etmesi ve bu sırada gözlerinin derinlere bakışından anladım ki bu memleketine olan bir hasretin yansımasıydı.

Hayatından ve çalışmalarından kısaca bahsedip sözü değerli hocama bırakacağım.

9 Temmuz 1939 yılında Tokat’ta doğan Kemal Bilsel SARISÖZEN, aslen Sivaslıdır. Babası Tokat kültür ve sanatında büyük izler bırakan, eğitimci Numan SARISÖZEN, annesi Tokat eşrafından Emine Melek Hanımdır. Zaten Tokat’a yerleşmesinin sebebi de bu evliliktir. İlkokulu Cumhuriyet İlkokulu’nda tamamlayıp ortaokula Tokat Gazi Osman Paşa Lisesi orta bölümünde devam etmiş liseye aynı okulda başlayıp Antakya Lisesi Edebiyat Bölümünden mezun olmuştur. Ailenin tek kız evladı Bilge Sarısözen olup diğer bireyleri, Mustafa Ünsal SARISÖZEN, Veysi Tamer SARISÖZEN’dir.

Ankara İdari İlimler Fakültesini kazanarak başarıyla tamamlamıştır. Ankara Radyosunu açtığı Türk Halk Müziği sınavını bağlama dalında kazanarak sanatçı unvanına sahip olmuştur.

Tokat, Kırşehir, Merzifon, Bandırma’daki liselerde öğretmenlik ve yöneticilik yapmıştır. TRT, Türk Halk Müziği Dinleme Kurulunda da görev alan SARISÖZEN, Bolu Abant İzzet Baysal Üniversitesi'nde açılan imtihanı kazanarak Müzik Bölümü Öğretim Üyesi olmuştur. Bu süre içinde Anadolu Güneşi Müzik Topluluğu’nu kurmuştur. Yıldız Hanımla evli olan ve Müzik öğretmeni üç kız babası olan SARISÖZEN halen görevini aynı üniversitede başarıyla yürütmektedir. Kızları Müjde, Neşe, Özde müzik öğretmenliklerini  yanı sıra ülke genelinde konserler vermekte  açtıkları kurslarda öğrenci yetiştirmektedir.

Hasan AKAR Değerli Hocam musikiye ne zaman başladınız?
Kemal Bilsel SARISÖZEN : Musikiye fıtratımızdan gelen bir özellik ve ailemizden tevarüsle yedi sekiz yaşlarında başladım. Babam Tokat’ta Cevdet EREK’in (Tokat Eski Milletvekili, Bakan Ali Şevki EREK’in babası) mağazasından bir bağlama almış eve getirmişti. Bağlamayı elime aldığım zaman bir düzen verdim.Biraz perdelerinde gezindikten sonra ilk olarak "Kars’a Giderim Kars’a" türküsünü çaldım.

Babam hayretle anneme dönerek: "Melek Hanım, Kemal Bilsel oğlum hemen bu ezgiyi çaldı, bu nasıl hassas bir kulak?" Diyerek bana güzel bir aferin çekip, yüzümü, sırtımı okşadı. Bu benim hayatımda unutamadığım en güzel hatıradır.

Hasan AKAR Bestelediğiniz türkülerden bahseder misiniz?
Kemal Bilsel SARISÖZEN : Elbette Tokat’a ait bestelediğim türkülere gelince:
1. Geçti ömrüm yine sensiz neyleyim
2. Kıymet Kız (Alaca da çorap örmedim)
3. Erkilet var, Pazar var.
4. Ellik (Ellikten gel ellikten)
5. Camekânın içinde ayna mısın, cam mısın?
6. Şu Tokat’ın etrafı al yeşil dağlar,
7. Tokat Sağması (Tokat oyun havası)
8. Kazova Halayı,
9. Ellik (Oyun havası)
10. Çekirgenin ayağında nalını,
11. Irmağın geceleri
12. Alçacık duvar  üstü
(Bu türküler TRT’de kaynak kişileri ve notaya alanları ile kayıtlıdır)

Hasan AKAR Bestelediğiniz şiirleriniz oldu mu?
Kemal Bilsel SARISÖZEN : Bestelediğim şiirlerim yoktur. Ancak Türk Sanat Musikisi içerisinde, şarkı formunda Hüzzam makamında, Edebiyat Öğretmeni Nahide Çelebi’nin bir dörtlüğünü Hüzzam makamında besteledim ve notaya aldım.

"Şarkılar söylenirken göğsünde ağlayayım
Ben,inleyen bir keman,sen titreyen bağlamam
Mızrabını vur tele, birlikte söyleyelim
Sevgisizlere inat,yaşayalım yan yana."

Hasan AKAR Sizin hayatınızda değerli halk müziği hocaları, âşıklar oldu mu? Kimlerden ders aldınız?
Kemal Bilsel SARISÖZEN : Birçok değerli şahsiyet var ancak bunlardan en güzeli rahmetli Âşık Veysel ile oldu. Ankara’da Dikmen’de oturduğumuz yıllarda Aşık Veysel ile ayrıca Ali Can, Turhan Karabulut, Osman Özdenkçi, Hacı Taşan’la güzel günlerimiz ve hatıralarımız oldu elbette. Bunlardan Ali CanOsman Özdenkçi ve özellikle son zamanlarda  büyük feyz aldığım Yücel Paşmakçı ile nota ve repertuar çalışmaları yaptık.

Hasan AKAR Tokat’ta çalıştığınız yıllardan ve etkinliklerinizden bahseder misiniz?
Kemal Bilsel SARISÖZEN : Tokat’ta uzun yıllar kalıp öğretmenlik yaptım. İki kez Anadolu Ticaret Lisesi Müdürlüğü görevinde bulundum. O dönemde her zaman şükranla ve rahmetle andığım Tokat Valisi Recep Yazıcıoğlu ile birlikte çalıştığım hizmet yıllarımda Türkiye’de ilk defa öğretmenlerimizden Tokat Valiliği Türk Halk Musikisi Yurttan Sesler Korosunu oluşturduk. İlk konserimizde plaketi Vali Recep Yazıcıoğlu’ndan alırken duyduğum heyecanı ve hazzı hiçbir zaman unutamam. O dönemde yaptığımız kültür-sanat çalışmalarının fotoğrafları Vali Recep Yazıcıoğlu’nun talimatı ile hükümet konağının koridorlarına asılmıştı.

Zamanla bir konservatuvara dönüşen bu çalışmalarımızı ülkemizin değişik şehirlerinde başarıyla sunduğumuz konserlere taşıdık. Ayrıca Tokat Ticaret lisesinde çalışırken personelim ve öğrencilerimle birlikte müzik ağırlıklı kültür-sanat etkinliklerine imza attık.Yine "Dünürlük" adlı piyesi yazıp oynattım.

Hasan AKAR Bolu Abant İzzet Baysal Üniversitesi’nde ne zaman göreve başladınız?
Kemal Bilsel SARISÖZEN : 1998 yılında dört ayrı branştan akademik imtihana girerek başarılı olup akademisyen olarak burada göreve başladım. Müzik Ana Bilim dalında ve diğer fakültelerin seçmeli müzik derslerine girdim. İlk etapta 70 kişiden oluşan Yurttan Sesler Korosunu kurarak 1999 Eylülünde üniversitede ilk konserimizi verdik. Asıl büyük konserlerimizi Anadolu Güneşi Müzik Topluluğu ile yurt içinde ve dışında sürdürdük. Bu oluşumlarda Eğitim Fakültesi Müzik Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Uğur Alpagut ile beraber hareket ettik. Amerika, Fransa, Almanya, Makedonya, Kanada, Çin, Ürdün, Suriye, Pakistan, Avustralya, Malezya'yı gittiğimiz ülkeler arasında sayabilirim.

Bu çalışmaların sonucunda beni en fazla duygulandıran olay Amcam büyük halk bilimcisi Muzaffer Sarısözen’den sonra "Besteciler, Yorumcular, Eserler, Kavramlar" ismiyle yayınlanan üç ciltlik Ansiklopediye alınmam olmuştur.

Hasan AKAR Amcanız Muzaffer Sarısözen’le ilgili düşüncelerinizi aktarır mısınız?
Kemal Bilsel SARISÖZEN : Türk Halk Müziğinin bir çınarı hatta abidesi, sesi, sazı, özü ve gözüdür. Asalet dolu, fevkalade kibar, mütevazı saygın bir insandı. O günün şartlarında 19 kez yurt gezisi araştırma ve derlemelerine yaz, kış demeden çıkmıştır. 10.000’i aşkın halk ezgisini derlemiş, notaya almış, kayda geçirmiştir.

Onun, "Yurttan Sesler Korosu"nu önce Ankara Radyosunda sonra İstanbul, Erzurum ve İzmir Radyolarında kurarak türkülerimizin ve oyun havalarımızın geniş kitlelere ulaşması kültür ve sanatımız adına büyük bir olaydır. Musikimizde "Toplu bağlama çalma" geleneğini de kazandıran odur.

Onunla fakülte yıllarında zaman zaman beraber olduk. Ankara Küçük Esat, Beyaz Gül Sokak’ta ikamet ediyordu. Kendisinden Türk Halk Musikisi Nazariyatı hakkında dersler aldım. Ayrıca notalama, dikte, deşifre, işitme, dinleme gibi konularda da bilgi edindim. Bir gidişimde kendisine altın kulaklı bağlamasıyla Tokat yöresinden ve Leveke Köyünden sözsüz, enstrümantal "Ellik" oyun havasını çaldım. Bana dönerek: "Bu çok güzel bir ezgi" dedi ve anında notaya aldı. Bir müddet sonra beni arayarak Yurttan Sesler Korosunda bu ezginin çalınacağını belirtti. O zaman Tokat Talebe Yurdu Müdürü idim. Dediği saatte dinledim radyoda kaynak kişi olarak benim adımla anons edildi. 1966 yılında Ankara Radyosu’nun saz imtihanını kazandığımda amcam hayatta değildi.

Hasan AKAR Babanız Numan Sarısözen de iyi bir eğitimci ve musikişinas bir insandı. Kısaca bahseder misiniz?
Kemal Bilsel SARISÖZEN : Babam Numan Sarısözen Sivas doğumludur.Tokat’ta Gazi Osman Paşa’nın sülalesinden Mehmet Vasıf Yağcıoğlu’nun ortanca kızı Melek Hanımla evlenmiştir. İlk görev yeri 1936 yılında Erbaa Milli Hâkimiyet İlkokulu’dur. Tokat’ta da Ülkü, İbn-i Kemal ve Cumhuriyet İlkokullarında Başöğretmen olarak çalışmıştır. Mesleğinde başarılı bir eğitimci olan babam çok iyi keman çalan, okullarda İstiklal Marşımızı kemanla çalarak yöneten musiki kabiliyeti üstün bir kişiydi.

Tabi ben babamdan yüksek bir terbiye, adet, örf, usül, erkân öğrendim. Musiki alanında kemanıyla bilhassa Türk Sanat Musikisinden Mahur makamında şarkı ve saz eserleri alanında repertuarım oldu. Dedem Kemal Sarısözen’in de mükemmel bir bağlama sanatçısı olduğunu belirtmeliyim.

Hasan AKAR Amcanın Muzaffer Sarısözen’le ilgili hemen her yıl Bolu’da panel, müzik ağırlıklı anma programlar yapıyorsunuz. Sivas’ta da bu yönde çok büyük bir organizasyonun içinde bulundunuz. 18 Kasım 2013’te düzenlenen programın bitiminde Sivas Kültür ve Turizm Müdürü Kadir Pürlü tarafından sizi çok duygulandıran bir olay gerçekleşti. Bahseder misiniz?
Kemal Bilsel SARISÖZEN : Evet, çok kıymetli bir yönetici, araştırmacı olan Kadir Pürlü Bey bana anonim bir dörtlük hediye etti. Şöyleydi:

"Bir kıptı ki, bir mansıba erende,
Sadr-ı azam gibi,payesine bak.
Başın derde girer,işin düşerse
Bir tecrübe eyle,mayasına bak."

Tabi ben de bu güzel hediye dörtlük karşısında kayıtsız kalmadım.Tokat’tan şu dörtlüğü okudum.

"Taşa çivi çakılmaz
Haset öğüt dinlemez
Fesatı yüz yıl kaynat
Bir zerresi kesilmez"

Hasan AKAR Tokat musikisi ile ilgili bir yayınınız oldu mu? Kütüphaneniz ve arşivinizin zengin olduğunu biliyoruz, kısaca bahseder misiniz?
Kemal Bilsel SARISÖZEN : Evet, bu alanda iki eserimiz bulunuyor. 1. Cilt Tokat Halk Kültürü ve Sanatı adıyla yayımlandı. Bir çocuğun doğumundan ölümüne kadar geçen hayat devresinde örf, adet ve gelenekler kaynak kişiler gösterilerek yapılan bir çalışmadır. Diğer 2.Ciltte "Tokat Ezgileri" adını taşıyor.

Tokat’ta bu zaman kadar TRT Repertuarına girmiş 110 türkü notaları, kaynak kişileri, derleyen ve notaya alanları açıkça belli eden belgesel bir eserdir. Kütüphanemde 5000’i aşkın eser bulunuyor. Arşive gelince şu anda Türkiye’nin en büyük notalı Türk Halk Müziği Arşivine sahibim. Ayrıca kütüphanemi 135 kadar takdir, teşekkür, berat, şükran belgesi ve plaket süslüyor.

Hasan AKAR Değerli Hocam sizi biraz yorduk. KÜMBET Dergisi adına bize vakit ayırdığınız için çok teşekkür ediyorum.
Kemal Bilsel SARISÖZEN : Sayın Hasan Akar Hocam, Ben de teşekkür eder, kültür ve sanat çalışmalarınızda başarılar dilerim. Sizin bu alanda yapmış olduğunuz üstün gayretlerini bizzat ben de takip ediyor, gurur duyuyorum.

*Hasan AKAR'ın Kümbet Dergisi için yaptığı 23.06.2017 tarihinde Tokat Gazetesi'nde yayınlanan söyleşisidir.

 Hasan AKAR Araştırmacı-Yazar
 Tokattan.net
 hasanakar58@hotmail.com
Okumadan Geçme
Tokattan.net © 2016-2021 Tüm hakları saklıdır.