Responsive Ad Slot

Söyleşiler

Söyleşi

Hasan AKAR | Küçük Çukurova "Niksar"

Niksar, jeopolitik durumu ve derin tarihinden kaynaklanan yakın dönemlere kadar Anadolu’nun önemli bir ticaret ve tarım şehriydi. Kelkit Irmağı’nın suladığı verimli bir ova,Karadeniz iklimini yaşayan dolayısıyla hemen her türlü ürünün yetiştirildiği, yeşil bitki örtüsünün hâkim olduğu bereket fışkıran topraklar. Niksar’ın ekonomideki önemini anlamak için düne giderek Anadolu’daki bazı şehirlerin İlhanlılar döneminde ödedikleri vergileri aradan geçen uzun bir dönemden sonra da olsa kıyaslamak yerinde olacaktır.

25 Şubat 2018 Pazar

/ Unknown
Niksar, jeopolitik durumu ve derin tarihinden kaynaklanan yakın dönemlere kadar Anadolu’nun önemli bir ticaret ve tarım şehriydi. Kelkit Irmağı’nın suladığı verimli bir ova,Karadeniz iklimini yaşayan dolayısıyla hemen her türlü ürünün yetiştirildiği, yeşil bitki örtüsünün hâkim olduğu bereket fışkıran topraklar. Niksar’ın ekonomideki önemini anlamak için düne giderek Anadolu’daki bazı şehirlerin İlhanlılar döneminde ödedikleri vergileri aradan geçen uzun bir dönemden sonra da olsa kıyaslamak yerinde olacaktır.

    “ Ekilmiyor ki artık, edilsin tütün sözleri ”

İlhanlı Hükümdarlarından Ebu Said Bahadır Han (1305-1335) zamanında devlet hizmetine alınmış olan İranlı Tarihçi, coğrafyacı Hamdullah Kazvini (1281-1340), bölgede bir müddet egemenlik sürdüren İlhanlıların 1336 yılı bütçesinde Anadolu şehirlerine ait vergi miktarlarını verirken Sivas ve Konya toplam 1.384.886, Erzincan 332000, Erzurum 222000, Niksar 187000, Kayseri 14000 dinar olarak gösterir. Buradan da anlaşılacağı üzere Niksar Anadolu’nun büyük ve zengin şehirlerinden biri olma özelliğini asırlarca devam ettirmiştir.

Biz bu yazımızda Niksar tarımında önemli bir yere sahip olan su değirmenlerinden ve ikliminin özelliğine uygun olarak yetiştirilen ancak bugün varlıklarından söz edemeyeceğimiz bazı ürünlerden bahsedeceğiz.

Dünyanın ilk Coğrafyacısı olarak kabul edilen- ilk çağın ünlü- coğrafyacısı Amasyalı Strabon, Geographica adlı eserinde Pontus Kralı Mithridates’in Kaberia’daki sarayının bulunduğu yerde bir su değirmenin varlığından bahseder. Strabon, Roma ve Yunanlılardan önce tarihte bilinen ilk su değirmeninin MÖ.1.yüzyılın sonlarında Anadolu’nun kuzey kesimindeki Karadeniz Bölgesi Kaberia’da (Niksar-Tokat yakınları), Lycus (Kelkit) nehri üzerinde Mithridates (Pontus) Krallığınca yapıldığını belgeleriyle ortaya koyar. Daha sonra bilim adamlarınca yapılan çalışmalarda da ilk dikey milli su değirmeninin Niksar’da yapıldığı Özellikle bu bilgiler ve daha sonra Başbakanlık Devlet Arşivleri Genel Müdürlüğü’ndeki mevcut belgelerin ve yayınların ışığında ve Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğü’ndeki Tapu Tahrir Defterlerinde, Trabzon ve Sivas Salnamelerindeki kayıtların değerlendirilmesi neticesinde de Niksar’da çok sayıda su değirmenin varlığı ortaya çıkmıştır.

Biraz da bugüne dönersek;Uluslararası Dünya Su Günü (WWTAC 2012 Toplantısı) kapsamında Niksar’da “Anadolu’da Bir Su Kenti” gezisi yapıldı. Yabancı ülkelerin bilim adamları Çanakçı Çayı üzerinde bulunan değirmenleri incelediler. Bu çalışmalar sırasında İstanbul Teknik Üniversitesi Bilim Tarihi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Atilla Bir:  "İlk su çarkının Niksar’da yapıldığı belgeli artık" demiştir.

22 Mart 2002 tarihinde “Niksar Tarihi, Su Kültürü ve Teknolojileri Çalıştayı” bu konuda Niksar’da yapılan önemli çalışmalardan birisidir. 17.yüzyılda Niksar’ı ziyaret eden Evliya Çelebi de Ayvas suyundan geniş bir şekilde bahsettikten sonra "Çeşmeler, sebiller çoktur. Şehrin suyu sokaklardan geçip debbağ haneye dökülür. Orada debbağların mazı döktükleri değirmenleri döndürür. Şehirde 70’den fazla su değirmeni vardır. ...ovalarında çeltiği çok olsa da gayet güzel pirinci olur." Sözleriyle şehirdeki su değirmenlerine ve yetiştirilen ürünlere dikkat çekmektedir.

Evliya Çelebi Niksar’la ilgili olarak bunları söylerken 1869 Tarihi Trabzon Salnamesi’ne göre 4 selhane, 14 kahvehane, 14 debbağhane (deri işleme atölyesi), 1 boyahane, 12 değirmen bulunmaktadır. 1890 tarihli Sivas Salnamesi kayıtlarında ise 280 dükkan, 2 han, 8 değirmen, 5 pirinç dinkhanesi, 5 çam kabuğu dinkhanesi (kabuk kırma atölyesi) bilgileri yer almaktadır. Bütün bu bilgiler Niksar’da tarımın ve bu ürünlerin değerlendirilmesinin ne denli ileride olduğunu göstermektedir.

Niksar’da, zamanla Karadeniz ikliminden dolayı özellikle Kelkit vadisinde yer alan Kümbetli Köyünde, Kelkit Sağ sulama yakalarında zeytin, nar, incir, kestane kendiliğinden yetişmiştir. 1961 yılında Kaymakam Emir Hüseyin Köseoğlu döneminde de protokolun ve halkın katıldığı görkemli bir törenle Niksar kalesinin Melik Gazi Mezarlığı’na ulaşan alanlarına ve Karşıbağ’a bakan taraflarına da çok sayıda zeytin ağacı dikilmiştir. Elbette tarihi bir mekâna orada mevcut dokuyu bozması bakımından bu çalışma tarihçilerce ve bize göre uygun olmamıştır. Dikilen ağaçların zamanla kesilerek yok edilmesine rağmen yine de bu bölüm kaleye bir yeşil örtü güzelliği kazandırmaktadır. Yıllarca ekonomik değerini kaybeden ve kesilen zeytinliklerden günümüze bu bölgede çok azı kalabilmiştir. 1961 yılında kaleye dikilen zeytin ağaçlarından beş yıl sonra Tarım Bakanlığı resmi makamlarca yapılan müracaatlar neticesinde 1966 yılında konuyu ele almış zeytinliklerin ihyası için bir proje hazırlatmıştır.

Dönemin Niksar Kaymakamı M. Şevket Uğurlu ve Belediye Başkanı Turan Günseren’in (1914-1989) konuyu takip etmeleri neticesinde 1966-1967 yıllarında Edremit Zeytin İstasyonu’ndan tahsis edilen aşılı zeytin fidanları bölgeye dikilmiştir. 1996 yılında M. Necati Güneş ve Müjdat Özbay’la birlikte Niksar Kent Arşivi’ne bilgi toplamak amacıyla yapmış olduğumuz saha çalışmaları içerisinde Niksar Harkümbeti, İpsimara (Günlüce) Buz Köyü, Talazan Köprüsü civarındaki araştırmalarımızda Kelkit Irmağına yakın bölgelerde zeytin ağaçları ve metruk hâlde bulunan zeytinyağı imalathanelerini tespit ettiğimizi de burada belirtelim.

Niksar’la ilgili bazı vakfiyelerde de zeytinyağı ve pirinç adının geçmesi eski dönemlerde bu üretimin yapıldığının birer bariz göstergeleridir. Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğü’nce yayınlanan Defter-i Mufassal-ı Liva-i Sivas’ta, Salnamelerde bulunan Dinkhanelerin varlığı, yakın dönemlere kadar faaliyette olmaları şehirdeki bu alandaki en değerli kayıtlardır. Niksar’daki çeltik ve pirinç (erz-i safi) ekiminin Nitekim pamuk, koza üretimi ve sanat olarak dokumacılığın Cumhuriyet'in ilk yıllarına kadar devam etmesi, boyahanenin bulunması da şehirdeki bu ürünlerin değerlendirilmesi bakımından en güzel örnekleridir. Hâlen Niksar şehir merkezinde bir semtin adı Zeytindibi olarak geçmekte ve orada korunan bir zeytin ağacı bulunmaktadır.

İstanbul eski milletvekillerinden, Niksar için değerli çalışmaları bulunan Ali Nejat Ölçen (1922-), İstanbul’da Yüksek Mühendis Okulu’nun 4.sınıfında iken 1944 yılında bir ziraat mühendisi ile tanışır. Mühendis: Burası küçük bir Çukurova, Toprağı ve iklimi pamuk ziraatı için çok müsait, Der. Bu öneri üzerine Ali Nejat Ölçen’in de girişimleriyle Niksar yeniden pamuk ekilen ilçelerden biri olur. Şimdi bu tarım ürününün adı bile geçmemektedir.

Evet, Niksar dün, pamuğuyla, pirinciyle, tütünüyle, keneviriyle, haşhaşıyla bugün ceviziyle, şeker pancarıyla ve Allah’ın bahşettiği güzel tabiatında yetişen her türlü ürünüyle hâlâ Anadolu’nun en güzel şehirlerinden biri olma özelliğini taşımayı sürdürüyor.

Ne demiş Şair Ahmet Duran Ayyıldız:
Dağın yeşil, bağın yeşil/Bu ne bereket ,
Yeşile mi kıyılmış nikâhın/Gözünü sevdiğim memleket!

 Hasan AKAR Eğitimci, Yazar

Hiç yorum yok

Yorum Gönder

Okumadan Geçme
Tokattan.net © 2016-2018