Responsive Ad Slot

Söyleşiler

Söyleşi

Hasan AKAR | Entarisi Aktandır "Niksar'ın Fidanları"

Türk müziğinde çok çalınıp söylenen parçalardan biri de “Niksar’ın Fidanları” adıyla bilinen ancak asıl derlenmiş adı “Entarisi Aktandır.” türküsüdür. İster Halk Müziğinde isterse Türk sanat Müziğinde söyleniş şekliyle olsun dinleyenlerin ruhunda ayrı bir heyecan, hareketlilik uyandırır bu ezgi.

21 Ocak 2018 Pazar

/ Tokattannet
Türk müziğinde çok çalınıp söylenen parçalardan biri de “Niksar’ın Fidanları adıyla bilinen ancak asıl derlenmiş adı “Entarisi Aktandır.” türküsüdür. İster Halk Müziğinde isterse Türk sanat Müziğinde söyleniş şekliyle olsun dinleyenlerin ruhunda ayrı bir heyecan, hareketlilik uyandırır bu ezgi.

Bu Türkünün derlenişi ile ilgili araştırmalarımız iki noktada birleşti. Yurttan Sesleri kurucusunun, büyük musiki adamı Muzaffer Sarısözen halk türkülerini derlemek için Halil Bedii Yönetken ve Teknisyen Rıza Yetişen’le çıktığı yedinci derleme gezisinde Anadolu’da yolunu 1943 yılının 28 Temmuzunda Niksar’a uğratır. Niksar şehir merkezinde Zurnacı Hüseyin Arsal‘la görüşerek, ondan “Palücoğün Şakir’in Türküsü, Madra Deresi, Burçak Tallası, Yayla Çiçeğimisin, Hurşid ve Entarisi Aktandır” türkülerini dinleyerek, ses kayıtlarını alır.


Hüseyin Arsal’ın kızı Nuriye Kılıç (70 yaşında)’la 16.04.2003 tarihinde meslektaşım Hasan Keskin’le birlikte yaptığımız mülakatta türkünün radyo ve televizyonlarda da Hüseyin Arsal’dan alınan” şeklinde söylendiğini belirtti. Babasının o dönemde Niksar kalesinde Ramazan topunu da atmakla görevli olduğu dolayısıyla kalede topun başında bu türküyü çok sık zurna ya da klarnetiyle çaldığın da ayrıca söyledi. Onun komşularından emekli öğretmen Kaya Dik’te Hüseyin Arsal’ın bu türküyü askerde de mırıldandığını komutanlarının da dikkatini çektiğini ondan nakil olarak bizlere aktardı.

Halk arasında Gırnatacı Hüseyin diye de bilinen tüm ailesi müziğin içerisinde, amca çocukları ve yeğen ondan aldıkları bu sevgiyi yaşatmaya çalışıyorlar. Niksar 1320 doğumlu olan Hüseyin Arsal (Kundakçıoğulları Sülalesine mensup) sadece çalıp söylememiş, çaldığı zurnayı ve sazı da kendi eliyle (dut ağacından) yapmasını bilmiştir. İyi bir keman ve cümbüş ustası olan ayrıca davula da her türlü oyunu tattıran bu büyük usta 1987 yılında aramızdan ayrılmış, belgelerde de Niksar’ın fidanlarının kaynak kişisi olarak kalmıştır.

Türkünün derlenişi ile karşımıza çıkan ikinci araştırma Cahit Külebi’nin 1980’li yıllarda Ankara Otel Balin’de düzenlenen Tokatlılar Gecesine ait. O zamanki Tokat Valisi Recep Yazıcıoğlu, Anayasa Mahkemesi Üyesi Yekta Güngör Özden, Niksar eşrafından A. Kadir Karslı ve oğlu eğitimci – yazar Hami Karslı beyin de olduğu bir sohbet ortamında Külebi bu türküyü Devlet Konservatuarın da iken kendisinin derlediğini söylemiştir. Külebi, 1945-1954 yılları arasında Konservatuar da görevlidir. İlk çıkışının dört mısra olduğunu belirttiği bu türkü için daha sağlıklı bir derleme o da yapmıştır diyebiliriz. Mülakat yaptığımız Hami Karslı, Külebi’nin ısrarla o gece aynı sözleri tekrar ettiğini belirtti.

2006 yılında babası Cahit Külebi ile ilgili bir panel için Zile’ye gelen Ali Külebi Bey’e bu konuyu açtığımda babasının bu türküden bahsetmediğini ancak evde zaman zaman mırıldandığını söyledi.

İstanbul’da ikâmet eden Niksarlı İş Adamı Yüksel Altuner ise görüşmemizde türküyü ünlü folklor ustası Tokatlı Necati Başara’dan birkaç kez dinlediğini ,Başara’nın türküyü kendisinin de
derlediğine dair cümleler sarf ettiğini söyledi.

Bizim için her ikisi de ayrı bir değerdir.Onların ortaya çıkardıkları Türk müziğine kazandırdıkları Niksar’ın fidanlarını söyleyenler elbette onları unutmayacaktır. Türkünün orijinali 1952 yılında Muzaffer Sarısözen tarafından Yurttan Sesler adlı eserde yayınlanmıştır. (Akın Matbaası –1952-Milli Kütüphane) Bu konuda yaptığımız diğer araştırmaları da aktaralım.

İstanbul’daki 11 Ocak 2009 akşamı düzenlenen Niksarlılar Gecesi’nde Nezük türküsünün hikâyesini anlattıktan sonra seslendiren Avukat Ulvi Şöhretoğlu ve İsmail Duyum’la Niksar türküleri üzerine konuştuk. Onlar da bugüne değin bu türkü üzerinde yapılan çalışmalarının bütünleştirilmesini istediler.

TGRT’den uzun yıllar oldu, Niksar Vakfı’na birkaç yapımcı ve sanatçı gelmişti. O dönemde türkülerimiz ve hikâyeleri konu edilerek kültürümüz açısından ülkemizde ilgiyle izlenen film çalışmaları yapıyorlardı. Gelenler: "Biz bu türkü ile ilgili bir çekim yapacağız ama elimizde bu Niksar türküsünün kaynağına dair notaları ve derleyicileri haricinde bir belge yok. Bir şeyler yazamaz mıyız?" Demişlerdi. İnsan, olmayan bir şeye nasıl hayali bir metin yazar da senaryolaştırmaya kalkışır, işte türkünün hikâyesi budur, diyebilir. Vakıfta bulunanlar: "Hocam bir şeyler hayalen de olsa katsak,Niksar Kalesinde iki aşığı buluşturup sonra da dramatik bir şekilde onların sonunu hikayeleştirsek nasıl olur?" Sorusu karşısında net bir kaynağın olmadığı bu iten şahsımı muaf tutmalarını söyledim. Bildiğim kadarıyla gelen TGRT Ekibi herhangi bir doküman toplayamadan ve çekim yapamadan gitmişti.

Bu güzel türkünün bunların ötesinde bir de Yunanistan’da aynı formatta söyleniş şekli var. 1989 yılında Balıkesir-Edremit Hizmetiçi Eğitim Kursu’nda bulunduğum sırada Yunanistan televizyonlarından birinde Niksar’ın Fidanları ‘nın müziğini dinleyince doğrusu önce hayret ettim. Bununla birlikte derin düşününce aynı kültürü paylaşmış insanların müziklerinde de ortak parçalarının olması gerektiği kanısına vardım.

Nitekim tezimizi yıllar sonra gelişen şu görüşme doğruladı. Tokat’a bir konferans için gelen Bilkent Üniversitesi Öğretim Üyelerinden Doç. Dr. Hasan Ünal’ın Yunanlı eşinin yol gösterdiği bilgiler ışığında araştırma farklı bir boyuta ulaştı.1923 Mübadelesinde Ordu ilimizden Yunanistan’a göç etmiş bir ailenin çocuğu olan Sanatçı Stelios Kazantzidis’in (1931-2001) babasından dinlediği bu
Anadolu türküsünü 1958 yılında “Siko horopse kukli mu” yeniden yazarak “Türkçe Bir Merhaba” adlı albüme dahil ettiğini öğrendik. Hatta bir ara Türkiye’ye konser vermek için gelen sanatçıyı dinleyenler arasında bulunan Zeki Müren, bu türkülerin içli bir hasretle söylenmesi karşısında gözyaşlarını tutamamış,sahneye çıkarak kucaklamıştır.

Yine İspanya’dan Anadolu’ya göç etmiş bir ailenin mensubu, asıl adı Davit Aragete olan Musevi asıllı Türk vatandaşı,müzisyen ve Sinema Sanatçısı Dario Moreno da (1921 Aydın-1968-İstanbul) bir müddet bulunduğu Atina’da bu türküyü çıkardığı albümüne koymuştur.

Türk Hafif Müziği Sanatçısı Ayla Dikmen (1944-1990) de Bulgaristan’da düzenlenen “2.Balkan Ülkeleri Melodiler Festivali”nde bu türkü ile Türkiye’ye birincilik ödülünü kazandırmıştır. Bizim için ortaya çıkan bütün bu araştırmalar apayrı bir değerdir. Gerek sözleri gerek müziği ile tam bir Niksar kültürünü yansıtan bu türküyü Türk Müziğine kazandıranlar elbette unutulmayacaktır.

Son yıllarda bu türkünün derlendiği, söylendiği farklı yörelerde “Bize ait” gibi iddialar karşısında bu türküyü sahiplenmemiz gerektiğine inanıyorum.

Kalenin bedenleri (yar, yar, yar yandım)
Koyverin gidenleri (Ninanay ninanayı ninanay nay)
İpek bürük bürünmüş (yar, yar, yar yandım)
Niksar’ın fidanları (Ninanay ninanayı ninanay nay)
Hopa ninna ninanay ninanay nayı
Nina nay nina nayı ninanay nay
Entarisi aktandır
Ne gelirse Haktandır

Benzimin sarılığı
Herdem ağlamaktandır.
Hopa ninna ninanay ninanay nayı
Nina nay nina nayı ninanay nay
Kaleden iniyorum
Çağırsan dönüyorum
Kurudum kibrit oldum
Üfürsen yanıyorum
Hopa ninna ninanay ninanay nayı
Nina nay nina nayı ninanay nay

 Hasan AKAR Eğitimci, Yazar
    Tokattan.net       HasanAkar58@hotmail.com

Hasan AKAR'ın Diğer Yazıları

Hiç yorum yok

Yorum Gönder

Okumadan Geçme
Tokattan.net © 2016-2018