Responsive Ad Slot

SÖYLEŞİLER

Söyleşi

Depremle Yeniden Kurulan Şehir; Reşadiye

Yıl 1939, 26 Aralık’ı 27 Aralık’a bağlayan gece, sabaha karşı “Büyük Hareket” olarak da bilinen “Erzincan Depremi”nde Kelkit ırmağı boyundaki Kelkit ırmağı boyundaki şehirler depremle sarsılmıştır. O şehirlerden biridir, Reşadiye. Oldukça dağlık bir yerleşim yeri olması ve heyelan neticesinde yolların kapanması Reşadiye’ye yapılacak yardımların aksamasına neden olmuş, 2100 can hayatını kaybetmiştir. Reşadiye tarihine dair geçmişten günümüze notlar düşen Prof. Dr. Ali Rıza ATASOY'un 1939 depreminde Reşadiye'de yaşananları kaleme aldığı yazısı sizlerle...
Yıl 1939, 26 Aralık’ı 27 Aralık’a bağlayan gece, sabaha karşı “Büyük Hareket” olarak da bilinen “Erzincan Depremi”nde Kelkit ırmağı boyundaki Kelkit ırmağı boyundaki şehirler depremle sarsılmıştır. O şehirlerden biridir, Reşadiye. Oldukça dağlık bir yerleşim yeri olması ve heyelan neticesinde yolların kapanması Reşadiye’ye yapılacak yardımların aksamasına neden olmuş, 2100 can hayatını kaybetmiştir. Reşadiye tarihine dair geçmişten günümüze notlar düşen Prof. Dr. Ali Rıza ATASOY'un 1939 depreminde Reşadiye'de yaşananları kaleme aldığı yazısı sizlerle...

  Türkiye’de depremlerin yoğun yaşandığı bölgelerden biri hatta en önemlisi Kuzey Anadolu Fay Hattında 1939 yılının 26 Aralık’ı 27 Aralık’a bağlayan gece saat 2.00'da meydana gelen halk arasında “Büyük Hareket” olarak da bilinen “Erzincan Depremi”nde Kelkit ırmağı boyundaki şehirler depremle sarsılmıştır. O şehirlerden biridir, Reşadiye. Oldukça dağlık bir yerleşim yeri olması ve heyelan neticesinde yolların kapanması Reşadiye’ye yapılacak yardımların aksamasına neden olmuş, 2100 can hayatını kaybeder.

Reşadiye tarihine dair geçmişten günümüze notlar düşen Prof. Dr. Ali Rıza ATASOY, 1950 yılında kaleme aldığı "Tokat Reşadiye İlçesi Halk Kitabı" adlı eserinde 1939 depreminde Reşadiye'de yaşananları şu ifadelerle aktarıyor okuyucusuna;

"26-27 Aralık 1939'da sabaha karşı Erzincan depremiyle beraber Reşadiye de şiddetli bir depremin vuku bulmuştur. Erzincan da bazı binalar yıkılmadığı halde Reşadiyede tek bina kalmamıştır. Bütün gazeteler sütunlerini Erzincan felaketi tafsilatıyla (ayrıntılarıyla) baştan başa doldururken zavallı Reşadiye felâketi hakkında tek yazı çıkmıyordu. Erzincan felaketzedelerinin hemen her taraftan yardımlarına koşulduğu halde Reşadiye felaketzedeleri kendi hallerine terkedilmiş ve yardımsız kalmışlardı. 

Dışında dondurucu bir soğuk, yerler yirmi beş otuz santim karla örtülü doğudan esen Sarıyel ortalığı kasıp kavuruyor. 

1939 senesinin aralık ayının yirmi altıncı gününün yirmi yedinci gününe bağlayan Salı günü akşamı yani Çarşamba gecesi sabaha karşı vuku bulan zelzelenin bilançosu şöyle oluyor: 
Halk kendilerini bekleyen büyük felaketten haberleri yok, iş ve güçleriyle meşgul olarak akşam evlerine dönüyorlar. Herkes neşe içinde çoluğuyla çocuğuyla oturup yemeklerini yiyorlar. Anneler yavrularını bağırlarına basıyor, sobalarını dolduruyor, sıcak odalarında derin uykuya dalıyorlar. 
Köylüler sığır ve koyunlarının atlarını, sularını veriyorlar, oturuyorlar, eğleniyorlar ve bütün gün çalışma neticesindeki yorgunluklarını çıkarmak üzere hemen uykuya dalıyorlar.

Saat alafranga dört raddelerinde (sıralarında) birdenbire yeraltından gelen korkunç uğultular ve gürültülerle karışık büyük bir kuvvet Reşadiye kasabanın doğudan batıya doğru bir “Hallacımansur” gibi bütün şiddetiyle sallıyor ve bir anda kasabanın bütün evleri, hükümet daireleri, cami ve minaresi, muazzam ahıl binası velhasıl istisnasız bütün şehir binaları iskambil kâğıdı gibi bir anda “ hâk ile yeksân " (yerle bir) oluyor, taş taş üstünde kalmıyor. 

Bu esnada tepelerden aşağıya Kelkit Nehrine doğru yuvarlanan taş ve kayaların çıkardığı gürültü de bu felâketin ne derece müthiş olduğunu gösteren bir alâmet (işaret) sayılıyordu. Sonra on dakika kadar devam eden sıcak bir rüzgâra esmesine de bir mânâ verilemiyordu. Her taraf ana baba günü acı acı vaveyla (yaygara) çığlıklar, iniltiler imdat sedaları işitiliyordu. 

Kasaba tozla duman içinde, göz gözü görmez bir halde. Halkın bir kısmı enkaz altında can veriyor. Enkaz altında kalıp da henüz ölmeyen çocuklar, kadınlar, erkeklerin canhıraş (yürekten) cankurtaran yok mu sedalarıyla ortalık çınlıyor. Büyük kıyametten örnek fakat imdat nereden, kim kime imdat edecek.

Heyhat ki bu meş’um (uğursuz) neticede ölenler ölmüş, sağ kalıp da birer suretle can havliyle çırılçıplak gecenin karanlığında kendilerini dışarıya karlar içine atabilenler de akıl muvazenelerini (dengelerini) kaybetmiş bir halde mecnun (deli) gibi ortada avare avare (amaçsız) dolaşmağa başlıyorlar. Ana, baba, evlat birbirini tanımayacak bir hale gelmişlerdi. 

Hele yer yer çıkan yangınlarda enkaz altında henüz sağ kalanların da diri bağıra çağıra yanarken feryatlarına can dayanmıyordu.

Merhametsiz tabiatın soğuğiyle, gayet şiddetle esen soğuk rüzgâriyle ve bir de yirmi otuz santim karla pençeleşirken çırılçıplak ortada dolaşanlar da imdat diye yapılan feryatları: kulak asacak: vaziyette değildiler. Ancak bu acizden  (çaresizlikten) istifadeye konulan bazı soysuzlar, alçaklar çapulculuğa başlayarak zavallıların imdat ve yardımlarına koşacak yerde canlarıyla uğraşanların varını yoğunu aşırmakla, sandıklarını balta ve kazmalarla kırmakla meşgul bulunuyorlardı. 

Bilmem ki bu müthiş manzara karşısında hükümet amirlerinin, jandarmaların akıllarını başlarına toplayarak az çok bir yardımda bulunabildiler mi? Ne gezer, kimseden kimseye fayda olmamıştır."

 Hasan AÇIKEL  Tokattan.net
 Foto Kerem
 Metin GÜRDERE, 20. Yüzyılda Tokat I. Cilt 

Hiç yorum yok

Yorum Gönder

Okumadan Geçme
© Tüm hakları saklıdır
2016-2022 Tokattan.net